Zorla Kaybedilenler Veritabanı

Hukuki Süreç

OlayHukuki süreç özetiBelgeler
Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdulbaki Birlik, Kemal Birlik, Zeki Alabalık ve Zübeyir Birlik'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-01 2014-07-20
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Çetin Birlik'in 31.03.1995 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek, ağabeyi Kemal Birlik ve onu cezaevinden almaya giden babası Abdulbaki Birlik ile ağabeyi Zübeyir Birlik'ten bir daha haber alamadıklarını, öldürüldüklerinden şüphelendiklerini belirterek, gerekli soruşturmanın yapılmasını talep etmesi üzerine 1995/251 numaralı soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında Zeki Alabalık’ın kızı Esra Alabalık’ın müşteki sıfatıyla ifadesine başvuruldu.

Savcılık tarafından Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanlığından araştırma yapılmasının istenmesi üzerine Komutanlık 11.04.1995 tarihli cevabi yazısında "Zeki Alabalık ve Kemal Birlik'in 29.03.1995 günü saat 10.00'da Kızıltepe Kapalı Cezaevinden tahliye edildiklerini, sonra Kızıltepe ilçesi Şenyurt Kavşağına doğru gittiklerinin belirlendiğini ve başkaca bir bilgiye ulaşılamadığını" belirtti.

Meliha Birlik’in Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı başvuru üzerine başlatılan 2000/246 numaralı soruşturma dosyası 16.02.2000 tarihinde görevsizlik kararıyla Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. 02.06.2000 tarihinde 1995/251 numaralı soruşturmayla birleştirildi.

27.10.2008 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/1756 numaralı dosya üzerinden yürüttüğü, kamuoyunda Ergenekon olarak anılan soruşturma kapsamında gizli tanık Aydos verdiği ifadede "Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanı Hasan Atilla Uğur’un terörle mücadele adı altında bölgede birçok cinayet, işkence, karanlık faaliyetler gerçekleştirdiğini" beyan etti. Bunun üzerine savcılık söz konusu iddialarla ilgili kısmı dosyadan ayırarak araştırması için Diyarbakır TMK M.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

Diyarbakır TMK M.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığınca 2009/3586 numaralı dosya üzerinden soruşturma başlatıldı. Bu kapsamda müşteki sıfatıyla Kemal Birlik’in kardeşi Çetin Birlik ile Zeki Alabalık’ın kardeşi Cahit Alabalık’ın ve tanık sıfatıyla Zeki Alabalık ve Kemal Birlik ile aynı koğuşta kalmış olan Hüsnü Acay’ın ifadesine başvuruldu. 10.01.2013 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben "gizli tanığın ifadesinde geçen olaylar ile benzeri olaylara ilişkin kapsamlı araştırma yapılması" talimatı yazıldı. Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı olayların talimat bürosu üzerinden araştırılamayacak kadar geniş kapsamlı olduğunu belirterek, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının uygun bulmasıyla, 13.02.2013 tarihinde 2013/464 numaralı dosya üzerinden soruşturmaya başladı. Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığının 1995/251 numaralı soruşturması da 2013/464 numaralı soruşturmayla birleştirildi. Bu kapsamda tanık sıfatıyla Behçet Kurt ve İsmet İpek dinlendi.

11.06.2013 tarihinde kayıp yakınları avukatı tarafından Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan dilekçede "1995 yılında cezaevinden tahliye olduktan sonra kaybolan Kemal Birlik ve Zeki Alabalık ile bu şahısların iki akrabasının Kızıltepe ilçesi Yurtderi köyünde bulunan kilise içindeki kuyuya atıldıklarına dair harici bilgi elde edildiği" beyan edildi. Bunun üzerine 13.06.2013 günü bölgede kazı yapıldı ve söz konusu kuyu içinde parçalanmış vaziyette toplam 612 adet insan kemiği ile iki adet bez parçası bulundu. Bulunan kemikler kayıp yakınlarının DNA profiliyle mukayese edilmek üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderildi. İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesinin 04.06.2014 tarih ve 1210 sayılı raporuyla kemiklerden bazılarının Zübeyir Birlik'e ait olduğu belirlendi. 04.03.2014 tarih ve 2137 sayılı raporu ile de kemiklerden bazılarının Zeki Alabalık'a ait olduğu belirlendi.

Bu dosya 03.07.2013 tarihinde 2013/94 numaralı fezlekeye bağlanarak Diyarbakır TMK M.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Burada soruşturmaya 2013/1886 numaralı dosya üzerinden devam edildi. 06.03.2014 tarihinde Resmi Gazetede kabul edilerek yasalaşan 6526 sayılı Kanun ile TMK M.10 ile görevli cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine dosya Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek, 2014/1052 numaralı soruşturma numarasını aldı.

Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı delilleri değerlendirerek, 20.07.2014 tarihinde 1992 ile 1996 yılları arasında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde zorla kaybedilen ve yasa dışı keyfi infaz edilen 22 kişiye ve köy yakmalara ve boşaltmalara ilişkin bir iddianame düzenledi. İddianamede bu eylemlerin “sistematik” bir şekilde Jitem faaliyeti olduğu, bu yapının da devlet bağlantısı bulunduğu vurgulandı. “Kemal Birlik ve Zeki Alabalık'ın tahliye oldukları 29.03.1995 günü kendilerini karşılamaya gelen Abdulbaki Birlik ve Zübeyir Birlik ile birlikte Jitem tarafından alıkonup kaçırılarak öldürüldükleri yönünde kuvvetli şüphe içeren delillerin mevcut olduğu anlaşılmıştır” tespitinde bulunuldu.

Şüpheli Hasan Atilla Uğur, Eşref Hatipoğlu ve Ahmet Boncuk‘un örgütün Kızıltepe ve Diyarbakır yöneticileri oldukları, dönem itibariyle Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanlığında görevli olan Ünal Alkan'ın Jitem’e üye olduğu, Kızıltepe’de bu örgüte bağlı olarak geçici köy korucularından ve itirafçılardan oluşan "Bıçak Timi" adı altında bir timin mevcut olduğu, bu timin korucular Abdurrahman Kurğa, Ramazan Çetin, Mehmet Salih Kılıçaslan, Mehmet Emin Kurğa ve İsmet Kandemir ile asker olan Ünal Alkan'dan oluştuğu, Bıçak Timi'nin 1992 ile 1996 yılları arasında faaliyet gösterdiği belirtildi.

İddianame Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi, ancak Mahkeme gördüğü ilk duruşmada nakil kararı verilmesini talep etti. Bunun üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından “güvenlik gerekçesiyle” davanın Ankara’ya nakledilmesine karar verildi. Dava Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye başlandı. 03.03.2015 tarihli ilk duruşmada sanıklardan emekli Albay Hasan Atilla Uğur ile dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu’nun rütbeleri sebebiyle, yargılanmaları için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndan izin alınması gerektiğine karar verildi. Yargılama izin alınana dek durduruldu. 18.10.2015 tarihinde görülen duruşmada ise HSYK’dan cevap gelmediği gerekçesiyle bir sonraki duruşma 15.01.2016 tarihine ertelendi. Duruşma öncesi HSYK’nın sanıkların “silahlı örgüt kurmak” ve “tasarlayarak insan öldürmek” suçlarından yargılandıkları için izin alınmasına gerek olmadığına ve doğrudan kovuşturma yapılabileceğine hükmeden kararı mahkemeye ulaştı. 15 Ocak tarihli duruşmada müdafii avukatları mahkeme heyetinin çekilmesini talep etti. Savcının usule ve esasa aykırı olduğu gerekçesiyle reddettiği bu talebi mahkeme heyeti yetkili merciiye gönderme kararı aldı. Bir sonraki duruşma 27 Nisan 2016 tarihinde görülecek. Davaya ilişkin geniş özet için tıklayın.

Davada şüpheli sıfatıyla yargılanan Hasan Atilla Uğur 2007 yılında Albay rütbesiyle emekli oldu. Ergenekon soruşturması kapsamında 1 Temmuz 2008 tarihinde gözaltına alındı. Savcı tarafından mahkemeye sevk edilerek tutuklandı. 5 Ağustos 2013 tarihinde açıklanan mahkeme kararı sonucunda "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan, suçun işlendiği tarih göz önünde bulundurularak eski TCK'nın 147. maddesi gereğince, 20 yıl hapis cezasına, "Kişisel verileri ele geçirme" suçundan 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca "Ateşli Silahlar Kanununa muhalefetten" 2 yıl 3 ay hapis ile 4 bin 500 Lira para cezası da uygulandı ve toplamda 29 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Özel yetkili mahkemeleri kaldıran, tutukluluğu azami 5 yılla sınırlayan yasa değişikliğiyle, hakkında verilmiş ceza hükmü olmasına rağmen Mart 2014'te tahliye edildi. Dava Yargıtay aşamasında.

Abdulkadir Çelikbilek'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti CELIKBILEK-TURKIYE-KARARI
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:1994-12-21
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
15.12.1994’te, Abdulkadir Çelikbilek’in kardeşi Abdurrahman Çelikbilek dilekçe vermek için Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına gitti. Ancak, mahkeme binasının kapısındaki polis, kardeşinin isminin gözaltına alınanlar listesinde olmadığını söyleyerek dilekçesini kabul etmedi. Abdurrahman Çelikbilek, ilerleyen günler içinde birçok kez Diyarbakır Devlet Mahkemesine gitti ancak kardeşi hakkında bilgi alma girişimleri hiçbir sonuca ulaşmadı.

21.12.1994’te saat 07.30’da, bazı kişiler Mardinkapı mezarlığının yanındaki yolun kenarında bir kişinin yatmakta olduğunu gördüklerini polise bildirdi. Polis olay yerine geldiğinde, Mardinkapı Mezarlığının girişinden yaklaşık 150-200 m. uzaklıkta, mezarlığın duvarıyla yol arasındaki tezek yığınının üzerinde Abdulkadir Çelikbilek’in cenazesini buldu. Bunun üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı ve polis memurları olay yerine intikal etti. Abdurrahman Çelikbilek’in ifadesine göre, polis memurları olay yerine giderken yanlarında Abdurrahman’ı da götürdüler ve Abdurrahman Çelikbilek ölen kişinin kardeşi olduğunu doğruladı.

Hazırlanan olay yeri tespit tutanağına göre, ölen kişinin elleri, giymiş olduğu paltonun kemeriyle arkadan bağlıydı ve olay yerinde hiçbir kanıt bulunmamıştı. Polis memurlarının cenazenin yerini göstermek için hazırladıkları bir taslakta, ölüm sebebinin telle boğulma olduğu kaydedildi. Görevli Savcı ve patolog, “uzun bir telle boğulmuş” olan Abdulkadir Çelikbilek’in bedenini inceledi. Rapora göre, cenazenin yanında çok sayıda ayak izi gözlemlendi ancak, sayıları çok fazla olduğundan ve hepsi birbirine karıştığından, bu ayak izlerinin kalıpları çıkarılamadı. Aynı şekilde cenazenin yanında görülen tekerlek izlerinin de “olayla hiçbir ilgisi olmayan” araçlara ait olduğu sonucuna varıldı. Olay yerinde hiçbir kavga izi görülmedi. Cinayetin fail(ler)i hakkında ipucu verebilen hiçbir kanıta rastlanmadı. Ancak AİHM kararına göre bedenin bulunmuş olduğu mahal olduğu şekliyle muhafaza edilmedi ve ayak izleri ve araba lastiği izlerinin örneklerinin bulunduğu belgeler AİHM ile paylaşılmadı. Ayrıca mağdurun boğulmuş olduğuna dair bulgular olduğu halde parmak izi testleri yapılmadı.

Savcı, cenazenin otopsi için Diyarbakır Devlet Hastanesi morguna gönderilmesi talimatını verdi ve cenaze 9.30 civarında otopsi için hastaneye götürüldü. Otopsi raporuna göre, doktor ölüm sebebinin boğulma ve öldürmenin kasıtlı olduğu sonucuna vardı. Doktor ölümün yaklaşık 10-15 saat önce gerçekleştiği sonucuna vardı. Daha sonra savcı, gömme izni çıkardı ve polis memurlarına kapsamlı bir araştırma gerçekleştirmeleri talimatını verdi.

21.12.1994 günü saat 15.30’da Mardinkapı Polis Karakolunda, emniyet amiri tarafından Abdulkadir Çelikbilek’in ağabeyinin ifadesi alındı. Abdurrahman, kardeşinin 14.12.1994 akşamı evine dönmediğini, ertesi gün, kardeşinin sık sık gittiği kahvehaneye gittiğini ve oradaki kişilere kardeşini görüp görmediklerini sorduğunu, Abdulkadir’in en son kahveden çıkarken birkaç sivil polis tarafından beyaz renkli Renault marka bir arabaya bindirilirken görüldüğünü ancak aracın plaka numarasının “belirgin” olmadığını ifade etti. Ayrıca Abdurrahman, özellikle şüphelendiği birisi olmadığını ve ailenin hiçbir düşmanı bulunmadığını ekledi.

21.12.1994 günü saat 15.45’te, Mardinkapı Polis Karakolu emniyet amiri, Abdulkadir’in eşi Aynur Çelikbilek’in ifadesini aldı. Aynur Çelikbilek, 14.12.1994’te saat 11.00 civarında eşinin evlerinden ayrıldığını, akşam eve dönmeyince kayınbiraderini haberdar ettiğini ancak bütün çabalara rağmen, eşini bulamadıklarını ifade etti. Ayrıca Aynur Çelikbilek, özellikle şüphelendiği birisi olmadığını ve ailenin hiçbir düşmanı bulunmadığını ekledi.

21.12.1994’te Mardinkapı Polis Karakolu emniyet amiri, Diyarbakır Emniyet Amirliğine, yetkisi altındaki bölgede bulunan cenaze hakkında bilgi verdiği bir rapor yolladı. Mardinkapı Polis Karakolu emniyet amiri, bu rapora Abdurrahman ve Aynur Çelikbilek’in ifadelerini, olay yeri tespit tutanaklarını ve aynı gün hazırlanan taslakları ekledi. Bu rapor ve ekleri, aynı öldürülme olayına ilişkin soruşturma başlatan Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına gönderildi. Soruşturmaya 1994/9249 numarası verildi.

Cumhuriyet Savcısı, kahvehanenin sahibi ve müşterilerinden, yöredeki sakinlerden, Diyarbakır havalisindeki polis tesislerinden sorumlu memurlardan ve cesedin bulunduğu 21.12.1994 tarihinde polise bilgi veren halktan ifade almadı. Cenazenin fotoğrafları ve Diyarbakır bölgesindeki gözaltı kayıtları Abdurrahman Çelikbilek ve AİHM ile paylaşılmadı.

23.12.1994 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne öldürme olayının faili/faillerini arama talimatı verdi.

06.01.1995 tarihinde, Savcı bu talimatını yineledi ve 20.12.2014 tarihinde yasal süre sınırlaması bitene değin bütün muhtemel gelişmelerden üç ayda bir haberdar edilmeyi talep etti. (Daimi arama) Savcı, 01.01.1996, 28.02.1996 ve 29.03.1996 tarihlerinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne verdiği talimatını tekrarladı.

13.06.1995 tarihinde, Abdurrahman Çelikbilek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruda bulundu.

01.12.1996 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına, Mardinkapı Polis Karakolu komiseri tarafından cinayet faillerini aradıkları fakat bulamadıkları bilgisi verildi. 06.12.1996 tarihinde bir polis memuru, Mardinkapı Polis Karakoluna cinayetin faillerini aradıklarını ancak bulamadıklarını bildirdi.

06.12.1996, 06.01.1997, 13.08.1997 ve son olarak 15.03.1999 tarihlerinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne verdiği talimatları yineledi.

Diyarbakır'da 10 yıl boyunca JİTEM'de kadrolu olarak çalışan Abdulkadir Aygan 2004 yılındaki itiraflarında Abdulkadir Çelikbilek’e ilişkin de bilgi verdi. Aygan ifadelerinde “Abdulkadir Çelikbilek'i PKK'ye yardım, kaçakçılık yapıyor ve PKK'yı finanse ediyor suçlamasıyla Diyarbakır Postanesi civarında ben, Kemal Emlük, Apo kod adlı Uzman Çavuş Abdulkadir Uğur, Şehmuz kod adlı Uzman Çavuş Uğur Yüksel, onu alarak Toros arabaya bindirdik. JİTEM'e götürdük. Buradaki sorgusunda üzerinden hiç para çıkmadı, yoksul bir adamdı, bizde de şüphe olmuştu; ama bir defa almıştık. JİTEM alınca sağ bırakmaz. Şehmuz Uzman Çavuş, onu boğarak öldürdü. Beyaz Station arabasının arka kısmına Çelikbilek'in cesedi atıldı. İTEM Tim Komutanı Tunay Yanardağ da oradaydı. Ardından ceset Mardinkapı'daki Diyarbakır Mezarlığı'nın duvarının yanına atıldı. O esnada devriye gezen bir polis aracı, az daha JİTEM elemanlarını yakalayacaktı,” dedi.

1990'lı yıllarda Diyarbakır ve çevresinde, aralarında Abdulkadir Çelikbilek’in de bulunduğu 8 kişinin benzer bir şekilde kaçırılarak öldürülmesi ile ilgili başlatılan soruşturmalarda, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdulkadir Aygan ve Albay Abdülkerim Kırca'nın aralarında bulunduğu 8 kişi olaylardan sorumlu tutuldu. 1990’lı yıllarda başlatılan hazırlık soruşturmaları ancak 2005'te sona erdi ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 8 dosyayı birleştirerek dava açtı. 2 Aralık 2005 tarihli Zaman gazetesi haberine göre, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı Mithat Özcan, 28 Şubat 2005’te bu 8 kişi hakkında, cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, işkence yapmak ve taammüden adam öldürmek suçlarından ömür boyu hapis istedi. Emekli Binbaşı Abdülkerim Kırca, halen görev yapmakta olan Jandarma Uzman Çavuş Yüksel Uğur, JİTEM mensubu itirafçılar Abdulkadir Aygan, Muhsin Gül, Fethi Çetin, Kemal Emlük ve eşi Saniye Emlük ile Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım sanıklar arasında yer aldı. Ancak ilginç bir şekilde, sadece bir gün sonra Savcı Özcan’a soruşturmadan el çektirildi. O sırada soruşturmakta olduğu diğer faili meçhul davalar da elinden alındı. 8 sanıktan üçü hakkında asker kökenli oldukları gerekçesiyle görevsizlik kararı verildi ve dosyaları Diyarbakır 7’nci Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığına aktarıldı. Diğer beş sanık hakkında da, geçmiş aflardan faydalanabilecekleri gerekçesiyle tutuklama talebi kaldırıldı. Türkiye'nin “Yeşil” kod adı ile tanıdığı Yıldırım'ın bölgede, "Ahmet Yeşil-Mehmet Kırmızı" olarak da tanındığının vurgulandığı iddianamede, emekli Binbaşı Kırca'nın çetenin yöneticisi olduğu, eylemlerde başrolü Aygan'ın oynadığı ifade edildi.

Açılan ilk dava, Mayıs 2010’da daha sonra açılan bir başka davayla birleştirildi ve 5 kez askeri mahkeme ile sivil mahkeme arasında gidip geldi. Hem askeri hem de sivil mahkemenin yargılamayı yapmaya yetkili olmadıkları yönündeki açıklamaları nedeniyle çözülemeyen yetki krizi Yargıtay’a taşındı ve Yargıtay’ın kararıyla dosya sivil mahkemeye, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. 2014’e kadar hiçbir işlem yapılmadan mahkemeler arasında dolaşan dosya, Mart 2014’te çıkan yasayla özel yetkili mahkemelerin kapatılmasının ardından, Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. 18 Eylül 2014 tarihli duruşmada ise bu davanın da daha önce Musa Anter’in öldürülmesiyle ilgili açılan davayla birleştirilmesi talep edildi. Birleştirilen dosyalar sonunda cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, bir suçu söyletmek için işkence yapmak, taammüden adam öldürmek suçlamalarından yargılanan 16 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 15 yıl ağır hapis cezası arasında değişen cezalar talep ediliyor. Korucu , itirafçı ve güvenlik güçleri ile çalışan sivil memurlardan oluşan bu sanıkların isimleri: “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdulkadir Aygan (Aziz Turan), Muhsin Gül, Fethi Çetin (Fırat Can Eren), Faysal Şanlı, Hayrettin Toka, Hüseyin Tilki (Hüseyin Eren), Ali Ozansoy (Ahmet Turan Altaylı), Adil Timurtaş, Recep Tiril (Recep Erkal), Kemal Emlük (Erhan Berrak), Saniye Emlük (Emel Berrak), İbrahim Babat (Hacı Hasan), Mehmet Zahit Karadeniz, Lokman Gündüz. Maktüller ise Abdurrahman Lokman Zuğurli, Hasan Caner, Hasan Utanç, Tahsin Sevim, Mehmet Mehdi Kaydu, Mehmet Sıddık Etyemez, Abdulkadir Çelikbilek, Lokman Zuğurli, Harbi Arman, Servet Arslan, Mehmet Emin Şahabettin Latifeci, Zana Zuğurli, Mehmet Ali Ahmet Ceylan.

1998 yılında bir operasyonda yaralanarak sakat kalan ve malulen emekliye ayrılan Abdülkerim Kırca’ya Aralık 2004'te dönemin cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından "Devlet Övünç Madalyası" verildi. JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan, 2009 Ocak ayında Star gazetesine verdiği röportajda Abdülkerim Kırca'nın emriyle gerçekleştiğini söylediği pek çok cinayeti tek tek sıraladı. Bu röportajdan birkaç gün sonra Abdülkerim Kırca intihar etti. Kırca ölmesi nedeniyle sanıklar arasından çıkartıldı. Diğer sanıkların tamamı tutuksuz yargılanıyor. Sadece İsveç’te bulunan Abdulkadir Aygan hakkında gıyabi tutuklama kararı verildi.

Abdulkadir Çelikbilek’in ailesi iç hukuk yollarının tıkanması ve soruşturmada hiçbir ilerleme olmaması nedeniyle olayı 13.06.1995 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdı. Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. (usul ve esastan), etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin ve davanın soruşturulması için gerekli tüm zeminin sağlanması zorunluluğunu düzenleyen 38. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi ve devleti Çelikbilek ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.

Abdulmecit Baskın'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti H_AnkaraJitemİddianame
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2014-05-16
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abdülmecit Baskın’ın da arasında bulunduğu 1990’lı yıllarda Ankara’da zorla kaybedilen veya yasadışı keyfi infaz edilen 19 kişiye ilişkin ilk soruşturma 2013 yılında başlatıldı. 20.09.2013 tarihinde zamanaşımı riskinden dolayı Abdülmecit Baskın cinayetiyle ilgili iddianame düzenlenirken, 20.12.2013 tarihinde düzenlenen yeni iddianameyle Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Haci Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lutfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Lazem Esmaeılı, Asker Smıtko, Tarık Ümit, Salih Aslan ve Faik Candan cinayetleri de yargılamaya dahil edildi. Sanıklar Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Alper Tekdemir, Yusuf Yüksel, Abbas Semih Sueri, Lokman Külünk, Mahmut Yıldırım, Nurettin Güven, Muhsin Korman’nın “cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçlarından yargılandığı dava Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor.

İlk duruşması 16 Mayıs 2014’te görülen ve tutuklu sanığın olmadığı davanın 10 Nisan 2015 tarihli duruşmasında eski MİT Güvenlik Daire Başkanı Mehmet Eymür kendisine verilen 29 kişilik infaz listesini mahkemeye sundu. 03 Temmuz 2015 tarihli duruşmada Susurluk raporunu hazırlayan, dönemin Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş; 20 Kasım 2015 tarihli duruşmada ise eski Emniyet Müdürü ve Ordu Valisi Kemal Yazıcıoğlu tanık olarak ifade verdiler. 26 Şubat tarihli duruşmaya sanıklardan yalnızca Ayhan Çarkın katıldı. Sırasıyla Tuncay Özkan, Hikmet Çiçek, Halil Tuğ, Bilgi Ünal, Hanefi Avcı tanık olarak dinlendi. Fikri Sağlar ise mazeret bildirerek duruşmaya katılmadı. 17 Haziran 2016 tarihli duruşmada İçişleri eski Bakanı Nahit Menteşe, Ömer Lütfi Topal cinayetine ilişkin gelen ihbarı tutanak altına alan dönemin Cinayet Büro memuru Lütfullah Uzun; bu ihbar üzerine Özel Harekât Polisleri Oğuz Yorulmaz ve Ayhan Çarkın’ın gözaltına alınmasında yer alan dönemin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Yankesicilik Büro Amiri Şükrü Pekgil; “Ölüm Listesi”nde adı olduğu fakat Mehmet Ağar’la görüşerek adını listeden çıkarttırdığı idddia edilen iş insanı Vekin Aktan tanık olarak dinlendi. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük adresinde tespit edilemediği dolayısıyla tebligat ulaştırılamadığından tanık olarak ifade vermedi. Sanıklardan Mahmut Yıldırım’ın (Yeşil) eski Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür tarafından yapılan sorgusunun “gizli” ibareli tutanağı okundu. Özel harekat polisleri Ayhan Çarkın ve Oğuz Yorulmaz’ı gözaltına alan Akın Kızıloğlu ve Şentürk Demirel’in tanık olarak dinlenmesine, İsmet Berkan, Mesut Yılmaz, Tanıl Tekin hakkında çağrı belgesi çıkarılması ve SEGBİS’le beyanlarının alınmasına karar verildi. Bir sonraki duruşma 11 Kasım 2016’ya ertelendi.

Abdulvahap Ateş'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2014-01-01 2015-03-03
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Hadice Ateş, 24.06.1994 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, oğlu Abdulvahap Ateş'in 14.06.1994 tarihinde Mardin’in Kızıltepe ilçesi Kırkkuyu köyündeki evinden jandarma tarafından alındığını ve bir daha kendisinden haber alamadıklarını beyan etti. Bunun üzerine Savcılıkça 1994/610 numaralı dosya üzerinden soruşturma başlatıldı ve araştırma yapılması için Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanlığı’na müzekkere yazıldı. 24.06.1994 tarihinde Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanlığı Yüzbaşı Atilla Uğur imzalı cevabi yazısında "bugüne kadar hiç kimsenin baskın yapılarak komutanlıkta tutulmadığı"nı belirtti.

<\p>

Kayıp yakınlarının müracaatı üzerine Derik ve Mardin Cumhuriyet Başsavcılıklarınca başlatılıp Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’na yetkisizlik kararıyla gelen soruşturmalar da 1994/610 numaralı soruşturmayla birleştirildi. Soruşturma kapsamında defalarca kolluk kuvvetleriyle yazışma yapılmasına rağmen hiçbir sonuca ulaşılamadı ve 08.01.1998 tarihinde daimi arama kararı verildi. <\p>

27.10.2008 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2008/1756 numaralı dosya üzerinden yürüttüğü, kamuoyunda Ergenekon olarak anılan soruşturma kapsamında gizli tanık Aydos verdiği ifadede "Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanı Hasan Atilla Uğur’un terörle mücadele adı altında bölgede birçok cinayet, işkence, karanlık faaliyetler gerçekleştirdiğini" beyan etti. Bunun üzerine Savcılık söz konusu iddialarla ilgili kısmı dosyadan ayırarak araştırması için Diyarbakır TMK m.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. <\p>

Diyarbakır TMK m.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 2009/3586 numaralı dosya üzerinden soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında Abdulvahap Ateş’in amcasının oğlu Seyfettin Ateş’in ifadesine başvuruldu. Seyfettin Ateş ifadesinde Katarlı köyü sınırındaki bir çatışmada PKK mensubu iki kişinin öldürüldüğünü televizyondan öğrendiklerini, o tarihlerde gayri resmi olarak gözaltına alınan kişiler çatışma süsü verilerek öldürüldüğü için Abdulvahap Ateş’in bu kişilerden biri olabileceğini düşündüklerini beyan etti. İfadesine göre çatışmada öldüğü söylenen iki kişinin fotoğrafını görmek için Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruldu. Savcı otopsi işlemini kendisinin yaptığını ve iki kişinin fotoğraflarının çekilmiş olduğunu belirtmesine rağmen, fotoğrafları talep ettiği Kızıltepe İlçe Komutanlığı bu kişilere ait herhangi bir fotoğraf bulunmadığını söyledi. 10.01.2013 tarihinde Diyarbakır TMK m.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’na "gizli tanığın ifadesinde geçen olaylar ile benzeri olaylara ilişkin kapsamlı araştırma yapılması" yönünde talimat yazıldı. <\p>

Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı olayların talimat bürosu üzerinden araştırılamayacak kadar geniş kapsamlı olduğu gerekçesiyle 13.02.2013 tarihinde 2013/464 numaralı dosya üzerinden soruşturmaya başladı. 1994/610 numaralı dosya üzerinden yürütülen soruşturma da bu soruşturmayla birleştirildi. Savcılık soruşturma kapsamında Abdulvahap Ateş’in ağabeyi Abdurrahim Ateş’in, kardeşi Ğazal Çelik’in; Kırkkuyu köyü sakinlerinden Süleyman Türkaslan, Seyhmus Çelik, Hüsamettin Karaca’nın ve muhtar Mehmet Turan’ın ifadesine başvurdu. Aynı yöndeki ifadelerde 14.06.1994 tarihinde Kırkkuyu köyünün askerler tarafından basıldığı ve Abdulvahap Ateş’in götürüldüğü belirtildi. <\p>

Muhtar Mehmet Turan, ifadesinde kendisine korucular tarafından çatışmada ölen PKK mensupları olduğu söylenen iki kişinin cenazesini Kızıltepe Devlet Hastanesi’ne taşıdığını, bu kişilerden birinin Abdulvahap Ateş’e benzediğini, ancak net olarak hatırlamadığını beyan etti. Sözü edilen tarihlerde Kızıltepe Belediyesi’nde mezarlık işleriyle görevli olan Hüsamettin Karaca ise ifadesinde 1990’lı yıllarda yaklaşık 30 tane kimliksiz cenazenin defin işleminde görev yaptığını, bu cenazelerin kendilerine kolluk görevlileri tarafından teslim edildiğini, vücutlarında kurşun izleri bulunduğunu ve üzerlerinde kıyafetlerinin olduğunu beyan etti. Karaca, “o dönem günde bir iki kez kimliksiz cenaze teslimi yapılıyordu. Zaten insanlar bilseler de cenazelerini sahiplenemiyorlardı” diyerek, bu cenazelerin hiçbirini tanımadığını belirtti. <\p>

Savcılık araştırmaları sonucu düzenlediği 2013/94 numaralı fezlekeyi 03.07.2013 tarihinde Diyarbakır TMK m.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Savcılık 2013/1886 numaralı dosya üzerinden soruşturmaya devam etti. 06.03.2014 tarihinde Resmî Gazete’de kabul edilerek yasalaşan 6526 sayılı Kanun ile TMK 10. madde ile yetkili cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine Diyarbakır TMK m.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığı, 07.03.2014 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyayı Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’na geri gönderdi. Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı 2014/1052 numaralı soruşturma üzerinden dosyayı incelemeye devam etti. Bu soruşturma kapsamında İstanbul ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılıklarının benzeri soruşturmalar kapsamında temin etmiş oldukları JİTEM adlı oluşuma ilişkin bilgi ve belgeler temin edildi. <\p>

Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından önceki soruşturmalarda elde edilen deliller değerlendirilerek, 20.07.2014 tarihinde düzenlenen iddianamede (iddianame no: 2014/295) JİTEM adlı oluşumun var olduğu belirtildi. İddianamede “terörle mücadele amacıyla yürütülen devlet faaliyetlerinin belirli dönemlerde legal çizgiden kaydığı, kamu görevlilerinin organize ettiği oluşumlar bünyesinde PKK mensuplarının, yardım edenlerin veya sempati duyanların haklarında adli süreç başlatılmaksızın işkence, öldürme gibi hukuka aykırı eylemlere maruz bırakıldıkları, 1990'lı yıllarda esasen Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde teröre karşı yürütülen illegal faaliyetlerin de JİTEM adlı örgüt bünyesinde gerçekleştirildiği” ifadeleri yer aldı. <\p>

Ayrıca, “JİTEM bünyesinde teşkilatlanan timler bulunduğu, bu timlerin bölgedeki çeşitli şehirlerde konuşlandırıldığı ve bu şehirlerdeki komutanlarca yönetildiği, şüpheli Hasan Atilla Uğur, Eşref Hatipoğlu ve Ahmet Boncuk‘un örgütün Kızıltepe ve Diyarbakır yöneticileri oldukları, dönem itibariyle Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanlığı’nda görevli olan Ünal Alkan'ın JİTEM isimli örgüte üye olduğu, Kızıltepe ilçesinde bu örgüte bağlı olarak geçici köy korucularından ve itirafçılardan oluşan "Bıçak Timi" adı altında bir timin mevcut olduğu, bu timin korucular Abdurrahman Kurğa, Ramazan Çetin, Mehmet Salih Kılıçaslan, Mehmet Emin Kurğa ve İsmet Kandemir ile asker olan Ünal Alkan'dan oluştuğu, Bıçak Timi'nin 1992 ila 1996 yılları arasında faaliyet gösterdiği” belirtildi. <\p>

Savcılık bu suretle 14.06.1994 günü evinden JİTEM tarafından alınan Abdulvahap Ateş'in öldürülüp "17.06.1994 günü askerle çatışarak ölen terörist" şeklinde lanse edildiği ve cenazesinin teşhisine izin verilmeksizin mezarlık içinde belirsiz bir yere gömdürüldüğü yönünde kuvvetli şüphe içeren delillerin mevcut olduğuna karar getirdi. <\p>

Hazırlanan iddianame Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Ancak Mahkeme’nin talebi üzerine dava Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından güvenlik gerekçesiyle Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledildi. 03.03.2015 tarihli ilk duruşmada sanıklardan emekli Albay Hasan Atilla Uğur ile dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu’nun rütbeleri sebebiyle, yargılanmaları için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndan izin alınması gerektiğine karar verildi. Yargılama izin alınana dek durduruldu. 18.10.2015 tarihinde görülen duruşmada ise HSYK’dan cevap gelmediği gerekçesiyle bir sonraki duruşma 15.01.2016 tarihine ertelendi. Duruşma öncesi HSYK’nın sanıkların “silahlı örgüt kurmak” ve “tasarlayarak insan öldürmek” suçlarından yargılandıkları için izin alınmasına gerek olmadığına ve doğrudan kovuşturma yapılabileceğine hükmeden kararı mahkemeye ulaştı. 15 Ocak tarihli duruşmada müdafii avukatları mahkeme heyetinin çekilmesini talep etti. Savcının usule ve esasa aykırı olduğu gerekçesiyle reddettiği bu talebi mahkeme heyeti yetkili merciiye gönderme kararı aldı. Bir sonraki duruşma 27 Nisan 2016 tarihinde görülecek. Davaya ilişkin geniş özet için tıklayın.<\p>

Abdurrahman Olcay, Abdurrahman Coşkun, Davut Altınkaynak, Hikmet Kaya, Mehmet Emin Aslan, Nedim Akyön, Seyhan Doğan ve Süleyman Seyhan'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AFFAIRE SEYHAN c. TURQUIE
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:1995-11-06 2014-12-25
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı, toplu halde kaybedilen sivil vatandaşlar hakkındaki soruşturmaları 1995/2 hazırlık numarasıyla tek dosya içerisinde topladı. Savcılık 17 Kasım 2011 tarihinde, suçun, şüpheliler Mehmet Tire (1995-1996 Dargeçit İlçe Jandarma Komutanı), Kerim Şahin (1995-1996 Dargeçit İlçe Jandarma Komutanlığı Uzman Çavuş), Naif Çelik (Korucu), Hurşit İmren (1995-1996 Dargeçit Tabur Komutanı), Muhammet Demirel (1995-1996 Mardin İstihbarat Şube Müdürü), Mahmut Yılmaz (1995-1996 Dargeçit İlçe Jandarma Komutanlığı Merkez Bölük Komutanı) tarafından kurulan “silahlı suç örgütünce” işlendiğine kanaat getirerek fezleke hazırladı. 2011/46 nolu fezleke, savcılıkça görevsizlik kararı verilerek CMK 250. Maddesi İle Görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.

Hazırlanan fezlekeye kadar soruşturmanın seyri şu şekilde gelişti: Hikmet Kaya’nın babası Ahmet Kaya, 9 Ocak 1995 tarihinde Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek, oğlunun 4 Kasım 1994 günü evinden alınarak Jandarma Taburuna götürüldüğünü, hayatından endişe ettiğini ve bulunmasını istediğini beyan etti. Abdurrahman Coşkun’un annesi Hediye Coşkun, 8 Kasım 1995 tarihinde Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak, oğlunun 3 Kasım 1995 tarihinde asker kıyafetli 5-6 kişi tarafından ifade için evinden alınarak karakola götürüldüğünü ve kendisinden bir daha haber alınamadığını beyan etti. Mehmet Emin Aslan’ın annesi Makbule Aslan, 8 Kasım 1995 tarihinde Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçesinde, oğlunun 2 Kasım 1995 tarihinde asker kıyafetli 5 kişi tarafından ifadesi alınmak üzere evden alınarak karakola götürüldüğünü ve kendisinden bir daha haber alınamadığını ifade etti. 2 Nisan 2004 tarihinde Savcılıkça alınan ifadesinde ise, evden alınma tarihini 9 Kasım 1995 olarak değiştirdi ve eve gelen askerler arasında Jandarma Bölük Komutanı Mehmet Tire, Karakol Komutanı Mahmut Yılmaz ve Faruk Astsubay olduğunu ekledi.

Nedim Akyön’ün annesi İlhan Akyön, 08.11.1995 günü Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek oğlunun 2 Kasım 1995 tarihinde asker giyimli şahıslar tarafından evden alıkonulduğunu ve kendisinden bir daha haber alınamadığını beyan etti.

Seyhan Doğan’ın annesi Asya Doğan, 8 Kasım 1195 tarihinde Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek oğlunun 2 Kasım 1995 günü asker kıyafetli 9-10 kişi tarafından evinden alındıktan sonra kendisinden haber alamadığını beyan etti. Daha sonraki müracaatlarında ise, kardeşi Hazni Doğan ile birlikte gözaltına alındığını, orada işkence gördüklerini, kayıp oğlunun, bilgileri dışında nüfusa 21 Kasım 1992 tarihinde ölmüş olarak kaydedildiğini öğrendiğini, ancak bu bilginin gerçek dışı olduğunu ifade etti.

Hazni Doğan, aynı doğrultuda ifade verdi.

Ayrıca, Asya Doğan’ın 2 Ocak 1996 tarihinde Mardin İl Jandarma Komutanlığında Merkez Jandarma Karakol Komutanınca şüpheli sıfatıyla ifadesi alındı.

Abdurrahman Olcay’ın eşi, Dargeçit’te öldürülen dört öğretmen olayı üzerine eşinin gözaltına alındığına dair ifade verdi.

Davut Altınkaynak’ın annesi Hayat Altınkaynak ve babaannesi Rakiye Altınkaynak, 8 Kasım 1995 tarihinde Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulundu.

12 Şubat 1996 tarihinde ise babası Abdulaziz Altınkaynak, oğlunun 1 Kasım 1995 günü Dargeçit İlçe Jandarma askerleri tarafından gözaltına alındığını belirterek şikayetçi oldu.

29 Mayıs 2009 tarihinde İHD İstanbul şubesi tarafından, başka kayıp şahıslarla birlikte Davut Altınkaynak ve Seyhan Doğan ile ilgili olarak İstanbul CMK 250. Maddesi İle Görevli Cumhuriyet Başsavcılığına, kaybedilenlerin JİTEM tarafından kaybedildiği ve dosyalarının Ergenekon dava dosyası ile birleştirilmesi yönünde başvuruda bulunuldu. Savcılık, mağdurlar Davut Altınkaynak ve Seyhan Doğan’ın dosyalarını ayırarak Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Diğer mağdurlar için de zaman zaman başkaca savcılıklara başvurular yapıldı ve dosyalar yine görev yeri itibari ile Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi; savcılıkça sekiz kayıp ile ilgili tüm soruşturmalar birleştirildi.

Soruşturma sürecinde, kayıp yakınlarının ve olayla ilgili bilgisi ya da görgüsü olan kimselerin tanık sıfatı ile beyanlarına başvuruldu. Olay tarihinde İlçe Jandarma Komutanlığında görevli İlçe Jandarma Komutanı ve yardımcıları, Merkez Karakol Komutanı ve yardımcıları, İlçe Jandarma ve Tabur Komutanlığında görevli korucuların bir kısmının ifadeleri alındı. Müştekiler beyanlarında kayıp şahısların jandarma görevlileri ve korucular tarafından gözaltına alındıktan sonra kendilerinden haber alınamadığını ifade ederken, jandarma görevlileri ise kayıp şahısların örgüte katılarak dağa çıktıklarını iddia etti. Yürütülen soruşturmalarda, İlçe Jandarma Komutanlığı Nezarethane Kayıt Defteri’nden Jandarma Astsubay Başçavuş Mahmut Yılmaz tarafından imza altına alınmış 2 sayfalık nüshaya ulaşıldığı, bu belgeden kayıplar Abdurrahman Olcay ve Abdurrahman Coşkun’un 8 Kasım 1995 tarihinde gözaltına alındıkları ve 9 Kasım 1995 tarihinde sorgulanmak üzere Mardin İl Jandarma Komutanlığına götürüldükleri görüldü. Ancak savcılık incelemek üzere defterin aslının ibrazını talep ettiğinde "Defterlerin bulunmadığı ve üzerinden 10 yılı aşkın süre geçmiş olduğu için imha edilmiş olabileceği," cevabı verildi. MİT’e, Jandarma ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığına yazılan yazılara verilen cevapta, kaybolan şahıslardan Abdurrahman Coşkun ve Abdurrahman Olcay’ın Mardin Dargeçit’te 30.10.1995 tarihinde bedenleri bulunan ikisi öğretmen, üç şahıs hakkında yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındıkları, 6 Kasım 1995’te sorgulandıkları, 14 Kasım 1995 tarihinde mahkemeye sevk edildikleri ve mahkemece serbest bırakıldıkları, daha sonra örgüte katılarak dağa çıkmış olabilecekleri bilgisi verildi.

Dosyanın görevsizlik kararıyla CMK 250. Maddesi İle Görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesinin ardından, savcılıkça 22.07.2013 tarihinde, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığınca Bağözü köyünde kazılar yapıldı ve kazılarda insan kemiklerine ulaşıldı. Bulunan kemiklerden bazılarının Mehmet Emin Aslan’a ait olduğu tespit edildi ve cenazesi ailesine teslim edildi. Diğer kemiklerden bir kısmının ise Seyhan Doğan’a ait olduğu yönünde bilirkişi raporu düzenlendi. Doğan ailesi avukatları aracılığıyla kemiklerin kendilerine teslimini talep etti. Seyhan Doğan'ın kemikleri, 18 yıl aradan sonra, 18 Eylül 2013'te anne ve babasının yanına gömüldü. Bulunan kemiklerden bazılarının ise Abdurrahman Coşkun’a ait olduğu 4 Ocak 2014'te adli tıp raporu ile kesinleşti. Coşkun’un kemikleri 14 Mart 2014’te ailesine teslim edilerek defnedildi. Haziran 2013’te Kızıltepe İlçesi Tilzerin (Aysun) köyünde foseptik çukurunda yapılan kazılarda erişilen kemiklerin ise Abdurrahman Olcay’a ait olduğu kesinleşti. Olcay’ın kemikleri, 23 Kasım 2014’te ailesine teslim edilerek Batman’da defnedildi.

Sekiz kayıptan yalnızca 1996'da işkence görmüş ve yakılmış bedeni bir kuyuda bulunan Süleyman Seyhan'ın ailesi AİHM'ye başvurdu. AİHM, 2 Kasım 2004’te, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin usulden ve etkili soruşturma hakkını düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine karar vererek devleti Seyhan ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.

25 Aralık 2014’te, Dargeçit Cumhuriyet Savcılığı tarafından dönemin komutan ile rütbeli askerleri olan 5 kişi hakkında yürütülen 2014/564 sayılı soruşturma sonucunda dava açıldı ancak soruşturma dosyasında şüpheli sıfatıyla adları geçen çoğu korucu 16 kişi için ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Midyat Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen ilk iddianamede, dönemin Mardin Jandarma Komando Tabur Komutanı Hurşit İmren, Dargeçit İlçe Jandarma Komutanı Mehmet Tire, Dargeçit Merkez Jandarma Karakol Komutanı Mahmut Yılmaz, Karakol Komutan Yardımcısı Haydar Topçam ve Uzman Çavuş Kerim Şahin hakkında taammüden öldürme suçundan müebbet hapis cezası istendi. Hikmet Kaya, müdahil avukatların itirazlarına rağmen davaya dahil edilmedi.

Soruşturma dosyasında şüpheli sıfatıyla yer alan ancak iddianameye sanık sıfatıyla dahil edilmeyen köy korucuları Mahmut Ayaz, Naif Çelik, Ramazan Savcı, Kemal Kaya, Mehmet Acar, Faik Acar, Hüseyin Altunışık, Mehmet Emin Çelik, Sadık Çelik, Fethullah Çelik ile dönemin ilçe belediye başkanının özel korumaları olan Bahattin Ergel ile Osman Demir ise, müdahil avukatların talebinin kısmen olumlu karşılanması üzerine hazırlanan ikinci bir iddianame ile davaya dahil edildi. Dava, Midyat Ağır Ceza Mahkemesinde henüz ilk duruşması görülmeden güvenlik gerekçesiyle Mart 2015’te Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesine nakledildi. Hazırlanan ek iddianame de değerlendirilmek üzere dava dosyasının gönderildiği Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. İlk duruşma 01.10.2015’te Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. İkinci iddianamede şüpheli sıfatıyla yer alan Bahattin Ergel kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla davadan çıkartıldı. Bir sonraki duruşma 29.12.2015 tarihinde görülecek.

Adnan Yıldırım, Hacı Karay ve Savaş Buldan'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Yildirim ve Digerleri Karari
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
3 Haziran 1994 günü sabah 04.30’da, Adnan Yıldırım, Savaş Buldan ve Hacı Karay İstanbul’un Yeşilyurt ilçesindeki Çınar Otel’den ayrılırken kurşungeçirmez yelek giyen ve silah taşıyan, kendilerini polis olarak tanıtan yedi-sekiz kişi tarafından zorla arabalara bindirilerek götürüldü. Aynı gün Savaş Buldan’ın ailesi olaydan haberdar oldu ve kaçırılmaya ilişkin daha fazla bilgi edinmek için Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına ve Yeşilköy Polis Karakoluna başvurdu.

Başvuru sonucunda Savaş Buldan’ın gözaltında olmadığı söylendi. Bunun üzerine aynı gün Savaş Buldan’ın erkek kardeşi Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına kardeşinin kendisini polis olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırıldığına ilişkin suç duyurusunda bulundu.

3 Haziran 1994 günü saat 21:00 sıralarında Yığılca Jandarma Komutanlığına yapılan ihbar sonucunda gözaltına alındıkları yerden 270 km uzakta olan Bolu ili Yığılca ilçesi Karakaş yol güzergahı Taşlı Melen Mevkiinde Savaş Buldan’ın cansız bedeni bulundu. 4 Haziran 1994 günü Yığılca Cumhuriyet Savcısı eşliğinde iki doktor tarafından otopsi yapıldı. Savaş Buldan’ın vücuduna iki, başına bir; Adnan Yıldırım’ın başına bir; Hacı Karay’ın vücuduna ve kafasına birer kurşun sıkılmıştı. 9 mm Parabellum tipi, dört adet SB Luger marka, bir adet WCC marka; beş adet boş kovan, üç ayrı tabancadan atılmıştı. Balistik incelemelere göre, olayda kullanılan tabancalar daha önce meydana gelen faili meçhul olaylarda kullanılmamıştı. Aile bedenleri teşhis etmek üzere Bolu Devlet Hastanesine gitti. Her üç kişi de silahla öldürülmeden önce işkence görmüşlerdi. 14 Haziran 1994 tarihinde, olay mahallinde ele geçirilen boş kovanlarla ilgili Emniyet Adli Tıp Laboratuvarı’nda yapılan balistik inceleme sonucunda, 1985 yılından bu yana gerçekleşen faili meçhul cinayetlerde kullanılan mermi kovanları ile benzerlik bulunmadığı tespit edildi.

4-5 Haziran 1994 tarihlerinde Bakırköy Cumhuriyet Savcısı olaya ilişkin olarak Çınar Otel güvenlik görevlisi Hüseyin Kılıç’ın, otelin önünde bekleyen taksi sürücüsü Serdar Özdemir’in, Çınar Otel kapı görevlisi Sebahattin Uz’un ve başka bir taksi sürücüsü olan Hüsnü Durmazel’in ifadesini aldı. Bu dört tanık da Savaş Buldan’ın otelden çıkarken kendisine yaklaşan kişiler tarafından zorla götürüldüğünü beyan ettiler.

Aynı tarihlerde Savaş Buldan’ın bedeninin bulunduğu Yığılca ilçesi Karakaş yol güzergahı Taşlı Melen Mevkii yakınlarında bulunan 31 tanığın ifadesi alındı.

31 Ağustos 1995 tarihinde Savaş Buldan’ı kaçıran kişiler hakkında Yığılca Cumhuriyet Başsavcılığı 20 yıl boyunca geçerli olacak daimi arama kararı verdi. Ayrıca hazırlamış olduğu raporda soruşturma sırasında hiçbir delil bulunamadığını belirtti. Savaş Buldan’ın abisi Necdet Buldan ve Adnan Yıldırım'ın ailesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu.

1996 yılında Savaş Buldan’ın zorla kaybedilerek öldürülmesi olayı hazırlanan Susurluk Raporu’nda yer aldı. Bu raporda yer alan yasadışı örgüte yardım eden iş adamları listesinde Savaş Buldan’ın ismi de vardı.

11 Mart 1997 tarihinde Susurluk olayıyla ilgili bir soruşturmayla bağlantılı olarak gözaltında tutulan polis memurları Ercan Ersoy, Oğuz Yorulmaz ve Ayhan Çarkın, kaçırılmaya şahit olmuş görgü tanıkları Hüsnü Durmazel ve Sebahattin Uz’a gösterildi. Görgü tanıkları söz konusu kişileri daha önce görmediklerini belirtti.

24 Mart 1997 tarihinde dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı ifadesinde, olaya ilişkin herhangi bir bilgisinin olmadığını, ne şekilde ve kimler tarafından gerçekleştirildiğini bilmediğini, bu ve benzeri eylemlerin çete tabir edilen gruplar tarafından yapılmış olabileceğini belirtti.

10 Şubat 1998 tarihinde Yığılca Cumhuriyet Başsavcılığı Savaş Buldan’ı kaçıran kimliği belirsiz 3 şahsın robot resimlerini Susurluk olayıyla ilgili bir soruşturmayla bağlantılı olarak gözaltında tutulan şüpheli Yaşar Öz’ün fotografıyla karşılaştırıldı ve robot resimdeki kişinin Yaşar Öz olabileceği sonucuna varıldı.

7 Mayıs 1998 tarihinde Yaşar Öz savcılığa verdiği ifadede 1994 yılının Nisan ayı başından Ekim ayı sonuna kadar İstanbul’da olmadığını ve olayla ilgili herhangi bir bilgisinin bulunmadığını belirtti.

24 Temmuz 1998 tarihinde Yığılca Cumhuriyet Başsavcılığı eylemin Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin görev alanına giren suçlardan olması sebebiyle görevsizlik kararı vererek dosyayı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderdi.

7 Ekim 1998 tarihinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yaşar Öz hakkında yetkisizlik kararı aldı ve dosyayı Düzce Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Daha sonra Düzce Savcılığı suç Yığılca sınırları içerisinde gerçekleşmiş olduğu için yetkisizlik kararı vererek dosyayı Yığılca Cumhuriyet Başsavcılığına geri gönderdi.

24 Kasım 1998 tarihinde Düzce Ağır Ceza Mahkemesi yargılamanın DGM’nin görevi dahilinde olduğu ve yer itibari ile Ankara DGM’nin yetkili olduğu sonucuna vararak görevsizlik kararı verdi, dosyayı Ankara DGM’ye gönderdi. Ankara DGM davaya bakmaya yetkili olmadığı sonucuna vardı ve yargı yetkisine ilişkin ihtilafın çözümlenmesi için dosyayı Yargıtay’a gönderdi. 25 Şubat 1999 tarihinde Yargıtay 5. Ceza Dairesi, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını onaylayarak Düzce Ağır Ceza Mahkemesi’nin davaya bakmaya yetkili olduğuna karar verdi. Mahkeme Yaşar Öz’e ilişkin yedi duruşma yaptı.

18 Kasım 1999 tarihinde Düzce Ağır Ceza Mahkemesi, delil yetersizliği nedeniyle Yaşar Öz’ün beraatine karar verdi. 25 Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay bu kararı onadı.

Buldan ve Yıldırım ailelerinin ayrı ayrı yaptığı başvurularda AİHM Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin (usul yönünden) ve etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. Maddesinin ihlal edildiğine karar vererek devleti iki aileye de tazminat ödemeye mahkum etti.

16 Mayıs 2014’te Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, aralarında Adnan Yıldırım, Hacı Karay ve Savaş Buldan’ın da bulunduğu 18 kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulan 19 sanığın (Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Alper Tekdemir, Yusuf Yüksel, Abbas Semih Sueri, Lokman Külünk, Mahmut Yıldırım, Nurettin Güven, Muhsin Korman) yargılanmasına devam ediliyor.

Adnan Yıldırım, Hacı Karay ve Savaş Buldan'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Buldan Turkiye Karari
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
3 Haziran 1994 günü sabah 04.30’da, Adnan Yıldırım, Savaş Buldan ve Hacı Karay İstanbul’un Yeşilyurt ilçesindeki Çınar Otel’den ayrılırken kurşungeçirmez yelek giyen ve silah taşıyan, kendilerini polis olarak tanıtan yedi-sekiz kişi tarafından zorla arabalara bindirilerek götürüldü. Aynı gün Savaş Buldan’ın ailesi olaydan haberdar oldu ve kaçırılmaya ilişkin daha fazla bilgi edinmek için Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına ve Yeşilköy Polis Karakoluna başvurdu. Başvuru sonucunda Savaş Buldan’ın gözaltında olmadığı söylendi. Bunun üzerine aynı gün Savaş Buldan’ın erkek kardeşi Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına kardeşinin kendisini polis olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırıldığına ilişkin suç duyurusunda bulundu. 3 Haziran 1994 günü saat 21:00 sıralarında Yığılca Jandarma Komutanlığına yapılan ihbar sonucunda gözaltına alındıkları yerden 270 km uzakta olan Bolu ili Yığılca ilçesi Karakaş yol güzergahı Taşlı Melen Mevkiinde Savaş Buldan’ın cansız bedeni bulundu. 4 Haziran 1994 günü Yığılca Cumhuriyet Savcısı eşliğinde iki doktor tarafından otopsi yapıldı. Savaş Buldan’ın vücuduna iki, başına bir; Adnan Yıldırım’ın başına bir; Hacı Karay’ın vücuduna ve kafasına birer kurşun sıkılmıştı. 9 mm Parabellum tipi, dört adet SB Luger marka, bir adet WCC marka; beş adet boş kovan, üç ayrı tabancadan atılmıştı. Balistik incelemelere göre, olayda kullanılan tabancalar daha önce meydana gelen faili meçhul olaylarda kullanılmamıştı. Aile bedenleri teşhis etmek üzere Bolu Devlet Hastanesine gitti. Her üç kişi de silahla öldürülmeden önce işkence görmüşlerdi. 14 Haziran 1994 tarihinde, olay mahallinde ele geçirilen boş kovanlarla ilgili Emniyet Adli Tıp Laboratuvarı’nda yapılan balistik inceleme sonucunda, 1985 yılından bu yana gerçekleşen faili meçhul cinayetlerde kullanılan mermi kovanları ile benzerlik bulunmadığı tespit edildi. 4-5 Haziran 1994 tarihlerinde Bakırköy Cumhuriyet Savcısı olaya ilişkin olarak Çınar Otel güvenlik görevlisi Hüseyin Kılıç’ın, otelin önünde bekleyen taksi sürücüsü Serdar Özdemir’in, Çınar Otel kapı görevlisi Sebahattin Uz’un ve başka bir taksi sürücüsü olan Hüsnü Durmazel’in ifadesini aldı. Bu dört tanık da Savaş Buldan’ın otelden çıkarken kendisine yaklaşan kişiler tarafından zorla götürüldüğünü beyan ettiler. Aynı tarihlerde Savaş Buldan’ın bedeninin bulunduğu Yığılca ilçesi Karakaş yol güzergahı Taşlı Melen Mevkii yakınlarında bulunan 31 tanığın ifadesi alındı. 31 Ağustos 1995 tarihinde Savaş Buldan’ı kaçıran kişiler hakkında Yığılca Cumhuriyet Başsavcılığı 20 yıl boyunca geçerli olacak daimi arama kararı verdi. Ayrıca hazırlamış olduğu raporda soruşturma sırasında hiçbir delil bulunamadığını belirtti. 1995 yılında Savaş Buldan’ın abisi Necdet Buldan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. 1996 yılında Savaş Buldan’ın zorla kaybedilerek öldürülmesi olayı hazırlanan Susurluk Raporu’nda yer aldı. Bu raporda yer alan yasadışı örgüte yardım eden iş adamları listesinde Savaş Buldan’ın ismi de vardı. 11 Mart 1997 tarihinde Susurluk olayıyla ilgili bir soruşturmayla bağlantılı olarak gözaltında tutulan polis memurları Ercan Ersoy, Oğuz Yorulmaz ve Ayhan Çarkın, kaçırılmaya şahit olmuş görgü tanıkları Hüsnü Durmazel ve Sebahattin Uz’a gösterildi. Görgü tanıkları söz konusu kişileri daha önce görmediklerini belirtti. 24 Mart 1997 tarihinde dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı ifadesinde, olaya ilişkin herhangi bir bilgisinin olmadığını, ne şekilde ve kimler tarafından gerçekleştirildiğini bilmediğini, bu ve benzeri eylemlerin çete tabir edilen gruplar tarafından yapılmış olabileceğini belirtti. 10 Şubat 1998 tarihinde Yığılca Cumhuriyet Başsavcılığı Savaş Buldan’ı kaçıran kimliği belirsiz 3 şahsın robot resimlerini Susurluk olayıyla ilgili bir soruşturmayla bağlantılı olarak gözaltında tutulan şüpheli Yaşar Öz’ün fotografıyla karşılaştırıldı ve robot resimdeki kişinin Yaşar Öz olabileceği sonucuna varıldı. 7 Mayıs 1998 tarihinde Yaşar Öz savcılığa verdiği ifadede 1994 yılının Nisan ayı başından Ekim ayı sonuna kadar İstanbul’da olmadığını ve olayla ilgili herhangi bir bilgisinin bulunmadığını belirtti. 24 Temmuz 1998 tarihinde Yığılca Cumhuriyet Başsavcılığı eylemin Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin görev alanına giren suçlardan olması sebebiyle görevsizlik kararı vererek dosyayı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderdi. 7 Ekim 1998 tarihinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yaşar Öz hakkında yetkisizlik kararı aldı ve dosyayı Düzce Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Daha sonra Düzce Savcılığı suç Yığılca sınırları içerisinde gerçekleşmiş olduğu için yetkisizlik kararı vererek dosyayı Yığılca Cumhuriyet Başsavcılığına geri gönderdi. 24 Kasım 1998 tarihinde Düzce Ağır Ceza Mahkemesi yargılamanın DGM’nin görevi dahilinde olduğu ve yer itibari ile Ankara DGM’nin yetkili olduğu sonucuna vararak görevsizlik kararı verdi, dosyayı Ankara DGM’ye gönderdi. Ankara DGM davaya bakmaya yetkili olmadığı sonucuna vardı ve yargı yetkisine ilişkin ihtilafın çözümlenmesi için dosyayı Yargıtay’a gönderdi. 25 Şubat 1999 tarihinde Yargıtay 5. Ceza Dairesi, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını onaylayarak Düzce Ağır Ceza Mahkemesi’nin davaya bakmaya yetkili olduğuna karar verdi. Mahkeme Yaşar Öz’e ilişkin yedi duruşma yaptı. 18 Kasım 1999 tarihinde Düzce Ağır Ceza Mahkemesi, delil yetersizliği nedeniyle Yaşar Öz’ün beraatine karar verdi. 25 Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay bu kararı onadı. 20 Nisan 2004 tarihinde AİHM verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin (usul yönünden) ve etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. Maddesinin ihlal edildiğine karar vererek devleti Buldan ailesine tazminat ödemeye mahkum etti. 16 Mayıs 2014’te Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, aralarında Adnan Yıldırım, Hacı Karay ve Savaş Buldan’ın da bulunduğu 18 kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulan 19 sanığın (Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Alper Tekdemir, Yusuf Yüksel, Abbas Semih Sueri, Lokman Külünk, Mahmut Yıldırım, Nurettin Güven, Muhsin Korman) yargılanmasına devam ediliyor.
Behçet Cantürk ve Recep Kuzucu'nun Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti H_AnkaraJitemDavasi
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 01.02.1950 tarihinde doğan Behçet Cantürk, yaşadığı bölgede bilinen tanınan bir iş insanıydı. İstanbul’da yaşıyordu. Farklı tarihlerde çeşitli nedenlerle gözaltına alındı, tutuklandı. Zorla kaybedilip öldürülmesinden bir hafta önce de Behçet Cantürk’ün İstanbul Bağdat Caddesi'ndeki yazıhanesi polisler tarafından basıldı. Behçet Cantürk ve çalışanları Yeldeğirmeni Polis Karakoluna götürüldü. Karakolda yaklaşık iki saat tutulan Cantürk ve çalışanları daha sonra serbest bırakıldı.

Behçet Cantürk, 14 Ocak 1994 günü saat 18.20’de yazıhanesinden eşini arayarak eve erken geleceğini söyledi. Şoförü Recep Kuzucu'yla birlikte arabasına bindi. Yazıhane ile evi arası 10 dakika idi. Aradan saatler geçmesine rağmen Behçet Cantürk’ten de, içinde bulunduğu ve Recep Kuzucu'nun kullandığı 34 HLP 08 plakalı otomobilden de haber alınamadı. Ne otomobilin mobil telefonu, ne de Behçet Cantürk'ün kısa mesafeli el telefonu cevap veriyordu. Ailesi endişe ederek gidebileceği her yeri aradı, haber gönderdi. Emniyet görevlilerine sordu, Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin'e ulaşmaya çalıştı. Ancak tüm bu girişimlerine rağmen o gece Behçet Cantürk ve şoförü Recep Kuzucu’dan haber alınamadı.

Bir gün sonra 15 Ocak 1994’te, saat 11.30 sıralarında Sakarya'nın Sapanca ilçesi Kırkpınar kasabası yakınlarında, cansız iki erkek bedeni bulundu. Olay yerine giden polisler, bedenlerden birinin (Behçet Cantürk) şakağına sıkılan tek kurşunla öldürüldüğünü ve 40- 45 yaşlarında olduğunu gördü. İkinci bedenin çevresinde; 9'u MKE, 4'ü Luger yapımı, 13 adet 9 milimetrelik boş kovan ve 2 adet 9 milimetrelik mermi çekirdeği vardı. Kovanların ikisi park yolunun ortasında, ikisi yolun kenarında, diğerleri ise bedenin bulunduğu su tahliye kanalının içindeydi. Şoför Recep Kuzucu kafasından 2, göğsünden 5 kurşun almıştı. Behçet Cantürk ve Recep Kuzucu'nun bedenlerine ilk müdahaleyi Sapanca Sağlık Ocağı'ndan pratisyen bir doktor yaptı. Saat 15.00 sıralarında yaptığı otopside, vücudun katılığına göre, cinayetlerin 10-12 saat önce işlenmiş olabileceğini belirtti. Bedenlere başkaca ayrıntılı bir otopsi yapılmadı. Behçet Cantürk ve Recep Kuzucu’nun cansız bedenleri Sakarya Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. İstanbul'daki ailelerine haber verildi, aileleri bedenleri teşhis etti ve teslim alarak Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verdi.

Behçet Cantürk, evine giderken gelen esrarengiz bir telefonla Fenerbahçe Orduevi’nin önüne gitmişti. Burada cinayetten sonra hazırlanan tutanaklara göre Cantürk iki yabancı araçla birlikte polis yeleği giymiş kişilerce Sapanca’ya götürülerek, şoförü Recep Kuzucu ile birlikte öldürülmüştü. Sonraki dönemde zorla kaybedilip öldürülmelerini çözecek ‘esrarengiz telefon’ kaydı hiçbir zaman mahkemeye gönderilmedi.

Cinayetin ardından ortaya atılan iddialara göre Behçet Cantürk’ü, dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olan ve Susurluk kazasında Abdullah Çatlı ile birlikte hayatını kaybeden Hüseyin Kocadağ Fenerbahçe Orduevi’nin önüne çağırmıştı. Cinayetin ardından açılan davada Behçet Cantürk’ün aracında bulunan telefonun konuşma kayıtları Türk Telekom’dan istendi. Ancak mahkemeye sadece 13 Ocak tarihine kadar yapılan telefon görüşmeleri gönderildi.

Behçet Cantürk ve Recep Kuzucu’nun zorla kaybedilip öldürülmeleri olayı Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım gibi başka Kürt iş insanlarının öldürülme olaylarıyla benzerlikler taşıyordu. Söz konusu cinayetler 1994’te dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in “PKK’yı finans eden işadamlarını biliyoruz. Hesap soracağız,” şeklindeki açıklamasının ardından gerçekleşmişti. “Öldürülecek Kürt İşadamları Listesi” iddiaları Susurluk kazası sonrası MİT’in Başbakanlığa yazdığı raporda da yer aldı. Ayrıca o tarihte İstanbul Emniyet Müdürlüğünde İstihbarat Daire Başkanı olan Hanifi Avcı 7 Şubat 1997 tarihinde 2 cumhuriyet savcısına verdiği ifadede; “Jandarma ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Kürt toplumunun belirli üyeleri tarafından PKK’ye sağlanan maddi yardımlardan ötürü kaygılanmaya başladı. Bu durum 1991 ve 1993 arasındaki PKK faaliyet artışının sorumlusu olarak görüldü. Onlar (Jandarma ve MİT) söz konusu sanıkları suçlayabilecek yeterli delillerinin olmadığını hissettiler ve neticesinde bazı Polis, MİT ve Jandarma yetkilileri Kürt toplumunun belirli üyeleriyle mücadelede kullanılacak farklı metotlar hakkında tartışmaya başladılar. Mehmet Ağar, Emniyet Genel Müdürü, ve Korkut Eken, Özel Kuvvetler Komutanı, (diğerleri arasında) tarafından özel bir ekip biçimlendirildi. Bu ekip Özel Harekat üyelerinden ve Yaşar Öz dahil, sivillerden oluşmaktaydı. Bu özel ekibin faaliyetleri MİT üyeleri ve Jandarma İstihbarat Şubesi (JİTEM) tarafından bilinmekteydi. Savaş Buldan ve arkadaşlarının kaçırılması ve öldürülmesi bu tür faaliyetlerden biridir. Bu kişilerin finansal olarak PKK’ye yardım sağladığı tespit edilmişti. Onların kaçırılması ve öldürülmesinde kullanılan yöntem polis tarafından bilinen mafya veya diğer yer altı organizasyonlarının faaliyetleriyle hiçbir benzerlik taşımıyordu. Savaş Buldan ve arkadaşlarının kaçırılması sırasında polis kimlik kartları ve polisiye yöntemler kullanılmıştı, aksi takdirde seyrettikleri güzergahta onları durduracak olan kontrol noktaları varken onları kaçırmak ve öldürmek mümkün olamazdı. Bu kontrol noktaları boyunca gidebilmek yalnızca resmi bir unvanı kullanmakla mümkündür,” dedi. Yine Ergenekon iddianamesinin 228 nolu ek klasöründe yer alan el yazılı itiraflarda da Kürt işadamlarının nasıl öldürüldüklerine dair bilgiler bulunuyordu.

1990’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlere ilişkin Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava kapsamında tanık olarak ifade veren eski MİT Kontr-Terör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür, 1994 Nisan ayında Güvenlik Dairesi Başkanı olarak MİT’te görev yaptığını belirterek, “O zaman faili meçhul cinayetlerin birçoğu işlenmişti. Ben MİT’e geldikten sonra tekrar Tarık Ümit ile görüşmeye başladım. Ondan alınan bilgiler vardı. Katıldığı infaz olayları vardı” dedi. Mahkeme başkanının “öldürülecek Kürt işadamları listesini” sorması üzerine Mehmet Eymür, Tarık Ümit’in kendisine ilk olarak 29 kişilik liste verdiğini söyledi. “Bu listedekilerin çoğu Güneydoğulu, Kürt kökenli işadamlarıydı. Listede o tarih itibariyle öldürülenler vardı. Tarık Ümit, bazılarını kendisinin infaz ettiğini söyledi” dedi. Eymür, duruşmada Tarık Ümit’in verdiği 54 kişinin isimlerini okudu. Mahkemeye ayrıca sunduğu listede yer alan isimler arasında Behçet Cantürk de vardı. Tarık Ümit’in bu isimlerin PKK’ye yardım eden işadamaları olduğunu söylediğini ifade eden Eymür, “Söylendiğine göre bunların pasifize edilmesi için üst makamlardan emir alınmış,” dedi. O dönem özel bir suç ekibinin oluşturulduğunu anlatan Eymür, “Arasında eski ülkücüler vardı. Bunlar cinayet ve haraç gibi işlere girmişlerdi. Mehmet Ağar’a bağlı olan bu grubu İbrahim Şahin ve Korkut Eken sevk ve idare ediyordu. Bunlara emniyet tarafından yeşil pasaport verildi. Bunları suç örgütü olarak nitelendirebiliriz,” dedi.

“Öldürülecek Kürt işadamları listesi” Yeni Yüzyıl Gazetesi’nin 26 Eylül 1995’teki bir haberi sonrası da dava konusu oldu. Tansu Çiller başbakanlığındaki 50. hükümette Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olan Ziya Halis’le ilgili “Çalışma Bakanı’na PKK suçlaması”, “Ziya Halis’in adı İçişleri Bakanlığının PKK ilişkili sakıncalı işadamları listesinde yer alıyor” başlıklarıyla haberler yayımlandı. Halis’in açtığı davada İçişleri Bakanlığı, Başbakanlık genelgesi ve MİT Kanunu uyarınca alınan duyumlar ve Genelkurmay Başkanlığı’nca intikal ettirilen bilgiler doğrultusunda raporun hazırlandığını, ancak bilgi ve belgelerin devletin güvenliğine ve yüksek menfaatine ilişkin olması nedeniyle mahkemeye gönderilemeyeceğini bildirdi. 1995’teki dava sürecinde mahkemeye gönderilmeyen bu rapor, 1990’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma kapsamında Jandarma Genel Komutanlığı’ndan soruldu. Dönemin Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanı (emekli) Tümgeneral Mehmet Çörten, Jandarma Genel Komutanlığı Adli Müşavirliği’ne verdiği yanıtta, söz konusu raporun komutanlık tarafından hazırlanmadığını, istihbarat başkanlığı arşivinde yapılan araştırmada içerik açısından raporla benzerlik gösteren “Müteahhit Çizelgesi” başlıklı “gizli” ibareli 14 sayfalık çizelgenin bulunduğunu söyledi. Çörten, çizelgede 220 kişinin isminin yer aldığını, 26 Eylül 1995’teki Yeni Yüzyıl gazetesinde yer alan haberdeki 176 kişinin isminin, ilk 106’sı aynı sıra ile olmak üzere, tamamının adının da çizelgede yer aldığını kaydetti.

Ankara’daki faili meçhul cinayetlerle ilgili dava dosyasına giren çizelgenin, “Sıra Numarası”, “Adı Soyadı”, “İçişleri Bakanlığı”, “Genelkurmay Başkanlığı”, “Jandarma Genel Komutanlığı”, “Diğerleri” şeklindeki 6 sütundan oluştuğu görüldü. Çizelgedeki isimlerin bazılarının yanında, “Emn. Gn. Md. listesinde mevcut”, “Gn. Kur. Bşk. gönderildi” gibi notların yer aldığı görüldü. Çizelgede, Yeni Yüzyıl’ın haberindeki Halis’in adının da 61. sırada yer aldığı görüldü. 20 yıl sonra ortaya çıkan liste ile ilgili Halis, şunları söyledi: “O dönemde jandarmanın istihbaratına dayalı bir rapor hazırlanmıştı ve bu rapor sızdırılmıştı. Ben Bakan olmadan önce Milli Güvenlik Kurulu’nda, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde listelerin yapıldığı, Behçet Cantürk, Yaşar Kaya gibi bazı isimlerin kırmızı kalemle, bazılarının yeşil kalemle işaretlendiği söyleniyordu. Bu listelerden Cumhurbaşkanı’nın da haberinin olduğu söyleniyordu. Ben bunları çok ciddiye almadım ama 1995 yılında Bakanlığım sırasında özellikle de grev ertelemelerine karşı çıktığım ve DİSK ile Birleşik Metal-İş arasındaki sözleşme uyuşmazlığına el koyduğum için bu liste bana gözdağı vermek amaçlı sızdırılmıştı. Tansu Çiller de birtakım işadamlarının listesi elimizde diyordu. Liste manşet olunca dava açtım. 1995’teki dava sürecinde bu rapor gizlilik gerekçesiyle mahkemeye sunulmadı. Mahkeme, İçişleri Bakanlığını o dönemin parasıyla 100 bin lira tazminata mahkum etti. O yıllarda hakikaten doğru yanlış, birçok insan fişlendi, öldürüldü, bazıları da sıradaydı. Bence liste bu. Açıkça Jandarma Genel Komutanlığı itiraf etmiş. O liste yok ama benzeri bir liste var diye. Peki bu liste ne arıyor orada? Bu liste o liste. Yeni Yüzyıl’da yayınlanan liste. Jandarma da yaptı bunu, emniyet de yaptı. Emniyet’te de bu listenin benzerinin olması lazım.”

1990’lı yıllarda Behçet Cantürk ve Recep Kuzucu’nun yanı sıra aralarında Behçet Cantürk’ün yakını müteahhit Fevzi Aslan ile kardeşi Şahin Aslan, Behçet Cantürk’ün avukatı Medet Serhat, Medet Serhat’ın şoförü İsmail Karaalioğlu, Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın, avukat Yusuf Ekinci, avukat Faik Candan, Müfettiş Namık Erdoğan, işadamları Savaş Buldan, Hacı Karay ve Adnan Yıldırım, İranlı Lazem Esmaeli ve Asger Simitko, ANAP’lı Keskin İlçe Başkanı Metin Vural’ın da bulunduğu 19 kişi yargısız ve keyfi infazlara kurban gitti. İlgili dava, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.

Bilal Batırır'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:1996-01-01 2014-12-25
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Zorla kaybedilen Jandarma Uzman Çavuş Bilal Batırır hakkındaki soruşturma, mağdurun Abdurrahman Coşkun, Abdurrahman Olcay, Davut Altınkaynak, Hikmet Kaya, Mehmet Emin Aslan, Nedim Akyön, Seyhan Doğan ve Süleyman Seyhan'ın zorla kaybedilmesi hakkında bilgi sahibi olması dolayısıyla kaybedildiği iddiası nedeniyle, bu kayıplarla birleştirilerek soruşturuldu. Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığının 1995/2 dosya numarası ile yürüttüğü soruşturma evrakının tamamı merkezimize ulaşmadı ancak savcılık, 17 Kasım 2011 tarihinde, suçun “silahlı suç örgütünce” işlendiğine kanaat getirerek görevsizlik kararı verdi.

Hazırlanan 2011/46 numaralı fezleke içeriğine göre görevsizlik kararına kadar soruşturmanın seyri mağdur Bilal Batırır açısından şu şekilde gelişti: Kaybolduğu 8 Mart 1996 tarihinde Dargeçit İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan Bilal Batırır’ın eşi Hatice, babası Hüseyin ve annesi Fatma Batırır Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulundu. Açılan soruşturma dosyası 18 Eylül 1997 tarihinde 1997/7 sayılı görevsizlik kararı ile Diyarbakır Askeri Savcılığına gönderildi.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığınca 21 Ocak 2008 tarihinde firar suçundan dolayı kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararı verilerek dosya Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına iade edildi. Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı, 22 Ocak 2010 tarihinde görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır CMK 250. Maddesi İle Görevli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

Dosya, 9 Mart 2010 tarihinde, Savcılığın 2010/434 soruşturma numaralı ve 2010/38 sayılı görevsizlik kararı ile iade edildi.

Hatice Batırır, olayla ilgili olarak başvurusunda ve alınan ifadelerinde, İlçe Jandarma Komutanı Mehmet Tire, Karakol Komutanı Başçavuş Mahmut Yılmaz ve Jandarma Uzman Çavuş Kerim Şahin’den şüphelendiğini belirtti. Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına çağrılan tanıklardan biri olayla ilgili bilgi sahibi olduğunu ve gizli tanıklık yapmak istediğini ifade etti. Beyanlarında, Tabur Komutanı Hurşit İmren ile Dargeçit İlçe Jandarma Komutanı Mehmet Tire’yi kayıplardan sorumlu tuttu ve kayıpların öldürülerek kuyuya atıldıklarını iddia etti. Bilgileri edindiği Bilal Batırır’ın bu olaylardan haberdar ve rahatsız olduğunu, rahatsızlığını çevrede belirttiği için Hurşit İmren ve Mehmet Tire tarafından İlçe Jandarma Komutanlığında bulunan kazan dairesinde kazana atılmak suretiyle yakıldığını söyledi.

Soruşturma dosyası 17 Kasım 2011 tarihinde görevsizlik kararı ile CMK 250. Maddesi İle Görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Dosyanın görevsizlik kararıyla CMK 250. Maddesi İle Görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesinin ardından, savcılıkça 22.07.2013 tarihinde, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığınca Bağözü köyünde kazılar yapıldı ve kazılarda insan kemiklerine ulaşıldı.

Bulunan kemiklerden bazılarının Mehmet Emin Aslan’a ait olduğu tespit edildi ve cenazesi ailesine teslim edildi.

Diğer kemiklerden bir kısmının ise Seyhan Doğan’a ait olduğu yönünde bilirkişi raporu düzenlendi. Doğan ailesi avukatları aracılığıyla kemiklerin kendilerine teslimini talep etti. Seyhan Doğan'ın kemikleri, 18 yıl aradan sonra, 18 Eylül 2013'te anne ve babasının yanına gömüldü.

Bulunan kemiklerden bazılarının ise Abdurrahman Coşkun’a ait olduğu 4 Ocak 2014'te adli tıp raporu ile kesinleşti. Coşkun’un kemikleri 14 Mart 2014’te ailesine teslim edilerek defnedildi.

Haziran 2013’te Kızıltepe İlçesi Tilzerin (Aysun) köyünde foseptik çukurunda yapılan kazılarda erişilen kemiklerin ise Abdurrahman Olcay’a ait olduğu kesinleşti. Olcay’ın kemikleri, 23 Kasım 2014’te ailesine teslim edilerek Batman’da defnedildi.

Sekiz kayıptan yalnızca 1996'da işkence görmüş ve yakılmış bedeni bir kuyuda bulunan Süleyman Seyhan'ın ailesi AİHM'ye başvurdu. AİHM, 2 Kasım 2004’te, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin usulden ve etkili soruşturma hakkını düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine karar vererek devleti Seyhan ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.

25 Aralık 2014’te, Dargeçit Cumhuriyet Savcılığı tarafından dönemin komutan ile rütbeli askerleri olan 5 kişi hakkında yürütülen 2014/564 sayılı soruşturma sonucunda dava açıldı ancak soruşturma dosyasında şüpheli sıfatıyla adları geçen çoğu korucu 16 kişi için ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Midyat Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen ilk iddianamede, dönemin Mardin Jandarma Komando Tabur Komutanı Hurşit İmren, Dargeçit İlçe Jandarma Komutanı Mehmet Tire, Dargeçit Merkez Jandarma Karakol Komutanı Mahmut Yılmaz, Karakol Komutan Yardımcısı Haydar Topçam ve Uzman Çavuş Kerim Şahin hakkında taammüden öldürme suçundan müebbet hapis cezası istendi. Hikmet Kaya, müdahil avukatların itirazlarına rağmen davaya dahil edilmedi.

Soruşturma dosyasında şüpheli sıfatıyla yer alan ancak iddianameye sanık sıfatıyla dahil edilmeyen köy korucuları Mahmut Ayaz, Naif Çelik, Ramazan Savcı, Kemal Kaya, Mehmet Acar, Faik Acar, Hüseyin Altunışık, Mehmet Emin Çelik, Sadık Çelik, Fethullah Çelik ile dönemin ilçe belediye başkanının özel korumaları olan Bahattin Ergel ile Osman Demir ise, müdahil avukatların talebinin kısmen olumlu karşılanması üzerine hazırlanan ikinci bir iddianame ile davaya dahil edildi. Dava, Midyat Ağır Ceza Mahkemesinde henüz ilk duruşması görülmeden güvenlik gerekçesiyle Mart 2015’te Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesine nakledildi. Hazırlanan ek iddianame de değerlendirilmek üzere dava dosyasının gönderildiği Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

Aktif Filtreler

Ara

Hukuki süreçte son durum

Anayasa Mahkemesi Başvurusu

AİHM Başvurusu

AİHM Kararı

Hukuki süreçte son durum

AİHM Kararı

© Zorla Kaybedilenler Veritabanı 2018. All Rights Reserved.
Website design by Eugene, Development supported by HURIDOCS