Zorla Kaybedilenler Veritabanı

Hukuki Süreç

OlayHukuki süreç özetiBelgeler
Abbas Çiğden, Feyzi Bayan, Münür Aydın, Reşit Eren, Sadun Bayan ve Üzeyir Arzık'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Atilla Öztürk
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-29
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abbas Çiğden'in babası Ahmet Çiğden, Münür Aydın'ın babası Tahir Aydın, Reşit Eren'in abisi Abdullah Eren, Sadun Bayan'ın babası Cemalettin Bayan, Feyzi Bayan'ın abisi Fadıl Bayan ve Üzeyir Arzık'ın abisi Osman Arzık 27.01.2009 tarihinde Şırnak Barosu avukatları huzurunda olayla ilgili beyanda bulundular. Bu beyanı takip eden bir hafta içinde aileler Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında ifadeye çağrıldı. İfade verenler yakınlarının askerler tarafından gözaltına alındığını belirtti. İfadelerin ardından 2008/3151 numarasıyla başlatılan soruşturma Aralık 2012 itibariyle devam ediyor.
Abbas Çiğden, Feyzi Bayan, Münür Aydın, Reşit Eren, Sadun Bayan ve Üzeyir Arzık'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Atilla Öztürk
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abbas Çiğden'in babası Ahmet Çiğden, Münür Aydın'ın babası Tahir Aydın, Reşit Eren'in abisi Abdullah Eren, Sadun Bayan'ın babası Cemalettin Bayan, Feyzi Bayan'ın abisi Fadıl Bayan ve Üzeyir Arzık'ın abisi Osman Arzık 27.01.2009 tarihinde Şırnak Barosu avukatları huzurunda olayla ilgili beyanda bulundular. Bu beyanı takip eden bir hafta içinde aileler Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında ifadeye çağrıldı. İfade verenler yakınlarının askerler tarafından gözaltına alındığını belirtti. İfadelerin ardından 2008/3151 numarasıyla başlatılan soruşturma Aralık 2012 itibariyle devam ediyor.
Abbas Çiğden, Feyzi Bayan, Münür Aydın, Reşit Eren, Sadun Bayan ve Üzeyir Arzık'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Atilla Öztürk
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abbas Çiğden'in babası Ahmet Çiğden, Münür Aydın'ın babası Tahir Aydın, Reşit Eren'in abisi Abdullah Eren, Sadun Bayan'ın babası Cemalettin Bayan, Feyzi Bayan'ın abisi Fadıl Bayan ve Üzeyir Arzık'ın abisi Osman Arzık 27.01.2009 tarihinde Şırnak Barosu avukatları huzurunda olayla ilgili beyanda bulundular. Bu beyanı takip eden bir hafta içinde aileler Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında ifadeye çağrıldı. İfade verenler yakınlarının askerler tarafından gözaltına alındığını belirtti. İfadelerin ardından 2008/3151 numarasıyla başlatılan soruşturma Aralık 2012 itibariyle devam ediyor.
Abbas Çiğden, Feyzi Bayan, Münür Aydın, Reşit Eren, Sadun Bayan ve Üzeyir Arzık'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Atilla Öztürk
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abbas Çiğden'in babası Ahmet Çiğden, Münür Aydın'ın babası Tahir Aydın, Reşit Eren'in abisi Abdullah Eren, Sadun Bayan'ın babası Cemalettin Bayan, Feyzi Bayan'ın abisi Fadıl Bayan ve Üzeyir Arzık'ın abisi Osman Arzık 27.01.2009 tarihinde Şırnak Barosu avukatları huzurunda olayla ilgili beyanda bulundular. Bu beyanı takip eden bir hafta içinde aileler Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında ifadeye çağrıldı. İfade verenler yakınlarının askerler tarafından gözaltına alındığını belirtti. İfadelerin ardından 2008/3151 numarasıyla başlatılan soruşturma Aralık 2012 itibariyle devam ediyor.
Abbas Çiğden, Feyzi Bayan, Münür Aydın, Reşit Eren, Sadun Bayan ve Üzeyir Arzık'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Atilla Öztürk
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abbas Çiğden'in babası Ahmet Çiğden, Münür Aydın'ın babası Tahir Aydın, Reşit Eren'in abisi Abdullah Eren, Sadun Bayan'ın babası Cemalettin Bayan, Feyzi Bayan'ın abisi Fadıl Bayan ve Üzeyir Arzık'ın abisi Osman Arzık 27.01.2009 tarihinde Şırnak Barosu avukatları huzurunda olayla ilgili beyanda bulundular. Bu beyanı takip eden bir hafta içinde aileler Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında ifadeye çağrıldı. İfade verenler yakınlarının askerler tarafından gözaltına alındığını belirtti. İfadelerin ardından 2008/3151 numarasıyla başlatılan soruşturma Aralık 2012 itibariyle devam ediyor.
Abbas Çiğden, Feyzi Bayan, Münür Aydın, Reşit Eren, Sadun Bayan ve Üzeyir Arzık'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Atilla Öztürk
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abbas Çiğden'in babası Ahmet Çiğden, Münür Aydın'ın babası Tahir Aydın, Reşit Eren'in abisi Abdullah Eren, Sadun Bayan'ın babası Cemalettin Bayan, Feyzi Bayan'ın abisi Fadıl Bayan ve Üzeyir Arzık'ın abisi Osman Arzık 27.01.2009 tarihinde Şırnak Barosu avukatları huzurunda olayla ilgili beyanda bulundular. Bu beyanı takip eden bir hafta içinde aileler Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında ifadeye çağrıldı. İfade verenler yakınlarının askerler tarafından gözaltına alındığını belirtti. İfadelerin ardından 2008/3151 numarasıyla başlatılan soruşturma Aralık 2012 itibariyle devam ediyor.
Abdulhakim Tanrıverdi'nin Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Adem Akıncı
Soruşturma / Dava tarihi:2009-03-23
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
09.04.1993 tarihinde, Abdulhakim Tanrıverdi Cizre’ye bağlı Kuştepe köyünde, eşi ve çocuklarıyla beraber kaldığı evinden kimliği belirsiz üç-dört kişi tarafından kaçırılmıştır.

17.04.1993 tarihinde, Abdulhakim Tanrıverdi’nin bedeni iki çoban tarafından, Şırnak ili Cizre ilçesi Kuştepe mevkiinde, İdil yolunda Düzova köyü yakınlarında bir derede üzeri taşlarla kaplı bir şekilde bulunmuştur. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı bedenin bulunması üzerine 1993/223 hazırlık numarası ile soruşturma başlatmıştır.

17.04.1993 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı olay yeri inceleme ve ölü muayenesi yaptırmıştır. Muayene raporundaki bilgilere göre, bedenin üzerinde herhangi bir açık yara bulunmamakla birlikte, ellerinin ön taraftan bağlı olduğu, kafatasının kırıldığı, baş kısmının arka taraftan içe göçük olduğu, alt çenesinin ve ön dişlerinin bulunmadığı ve uzun süre toprak altında kaldığı, bu nedenle bedenin bir bölümünün yandığı, çürüdüğü tespit edilmiştir. Muayene sırasında kimlik tespitini maktulün kardeşi Abdurrahim Tanrıverdi yapmıştır. Otopsi zaptında tanık olarak adı geçen kişiler, Abdulaziz Tanrıverdi* ve Abdurrahim Tanrıverdi’dir. Söz konusu tutanakta maktulün kardeşi Abdurrahim Tanrıverdi, kardeşinin “yasadışı örgüt” mensuplarınca “köyde yapılacak bir toplantıya katılmaya zorlanarak” kaçırıldığını beyan etmiştir.**

21.04.1993 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı suçun “siyasi amaçla adam öldürmek” olduğunu belirterek görevsizlik kararı vermiş ve 1993/219 hazırlık soruşturma numaralı dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. (Karar No: 1993/82)

Atike Tanrıverdi aynı durumun çocuklarının da başına gelmesinden korktuğu için olayı soruşturmaktan vazgeçmiş ve o dönemde hiçbir hukuki süreç başlatmamıştır. Abdulhakim Tanrıverdi’nin ölümünden kısa bir zaman sonra eşi ve çocukları Kuştepe köyünden Mersin’e göç etmiş ve Mersin’de beş yıl yaşadıktan sonra geçim sıkıntısı nedeniyle Cizre’ye geri taşınmışlardır.

2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi üzerine CMK 250. Maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlatmıştır. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 soruşturma numaralı dosyası ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek, önemli kanıtlara ulaşılmış ve şüphelilerin bir kısmı tutuklanmıştır. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip yargılanabileceği umudu doğmuştur. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde pek çok aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların desteğiyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve sorumluların bulunması amacıyla uzun süredir hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yapmıştır.

23.03.2009 tarihinde bu gelişmeler üzerine Abdurrahim Tanrıverdi tarafından Abdulhakim Tanrıverdi'nin gözaltındayken kaybedilmesi olayı ile ilgili olarak Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet dilekçesi verilmiştir.

23.03.2009 tarihinde, müşteki/mağdur Atika Tanrıverdi Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak Abdulhakim Tanrıverdi'nin gözaltındayken kaybedilmesi olayının ve eşinin akıbetinin araştırılmasını isteyerek bir şikâyet dilekçesi vermiştir.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Abdulhakim Tanrıverdi’nin öldürülmesi iddiasını 2009/430 numaralı soruşturma dosyası altında incelemeye başlamıştır.

23.03.2009 tarihinde, Atika Tanrıverdi müşteki olarak verdiği ifadesinde, o dönemde çocuklarını tehlikeye düşürmemek için şikâyetçi olamadığını ve şehir değiştirdiğini, Kuştepe köyünde yapılan kazılarda insan kemikleri bulunmasının ardından hakkını aramaya karar verdiğini belirtmiş ve şüpheli olarak Cemal Temizöz’ün ismini vermiştir.

23.03.2009 tarihinde, Abdulhakim Tanrıverdi'nin kardeşi Abdurrahim Tanrıverdi de tanık olarak ifade vermiştir. Tanık, ifadesinde kardeşinin kaçırılmasının ardından Binbaşı Cemal Temizöz’e başvurduklarını ve kendisinden “Kardeşini biz öldürdük, peşine düşmeyin,” diyerek tehdit aldıklarını ifade etmiştir. Abdurrahim Tanrıverdi, savcının köylerine geldiğini hatırladığını, yaptığı işlemleri bilmediğini ve sonrasında kendilerine hiçbir bilgi verilmediğini belirtmiştir.

30.03.2009 tarihinde CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 numaralı soruşturma kapsamında Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazıda Cizre’de 1990-2000 yılları arasında jandarma ve polis bölgelerinde meydana gelen faili meçhul cinayetler ve zorla kaybetmelerle ilgili ayrıntılı bir tablo hazırlanması, 1993-1994 yıllarına ait nezarethane kayıt defterlerinin ve aynı yıllara ait İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından İl Jandarma Komutanlığına gönderilen vukuat raporlarının temin edilmesi, tanık Mehmet Nuri Binzet ve gizli tanık Tükenmez Kalemin beyanlarında yer alan olaylarla ilgili yürütülen soruşturma dosyalarından Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar kapsamında tanık beyanlarının yeniden alınması, fotoğraf teşhis ve fethi kabir işlemlerinin gerçekleştirilmesi, kimlik tespiti açısından gerekliyse biyolojik incelemelerin yapılması, mermi çekirdek ve kovanlarının gerekli kriminal incelemelerinin tamamlanması talep edilmiştir.

31.03.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında bu taleplerin yerine getirilmesini Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İlçe Jandarma Komutanlığından istemiştir.

24.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 30.03.2009 tarihli talebinin sonucu bildirilmiştir.

18.05.2009 tarihinde Av. Rüya Elçi, Av. Nimet Kuzu, Av. Rıdvan Dalmış, Av. Cihan Vesek tarafından Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 numaralı soruşturma dosyasına sunulan dilekçede tahkikatı devam eden iddiaların vahameti, yaygınlığı, aynı şüpheli isimlerinin farklı olaylarda geçmesi, olayların meydana gelişindeki benzerlikler, yaşananların toplumda yarattığı infial, zorla kaybedilen kişilerin çoğunun cenazesinin bulunamamış olması ve müştekilerin yaşadığı acılar göz önünde bulundurularak soruşturmanın ivedilikle tamamlanması ve hakikatin ortaya çıkartılması talep edilmiştir.

19.11.2009 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/430 numaralı soruşturma dosyası kapsamında hazırlanan tutanak ile zabıt katibinden (Bahattin Aykut), Abdulhakim Tanrıverdi’nin bulunan bedenine ilişkin evrakların araştırılmasını istemiştir.

23.02.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı Yazı İşleri Müdürlüğü, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına daha önceden talep edilen soruşturma akıbetlerine ilişkin yapılan araştırmanın sonucunu göndermiştir. Buna göre, müşteki Atika Tanrıverdi’nin eşi Abdulhakim Tanrıverdi’nin 1993 yılında ateşli silahla öldürüldüğü iddiasıyla ilgili olarak 1993/219 sırasına kayıtlı soruşturma başlatıldığı, soruşturma neticesinde dosyanın 21.04.1993 tarih ve 1993/82 sayılı görevsizlik kararıyla Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği tespit edilmiştir.

25.03.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. Maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 2009/430 numarası üzerinden yürütülen soruşturmaya ilişkin tahkikat aşamasını ve değerlendirmelerini göndermiştir. Buna göre öncelikle CMK 250. Maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numaralı soruşturma üzerinden yürüttüğü ve daha sonradan Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyasının 2009/430 numarasına kaydedildiği belirtilmiştir. Abdulhakim Tanrıverdi’nin öldürülmesi iddiası ile ilgili elde edilen bilgiler ve değerlendirmeler paylaşılmıştır. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı son olarak, soruşturmada adı geçen silahlı terör örgütlerinin faaliyet alanları, üyeleri, birbiriyle irtibatları, soruşturmanın aşamalarının tam olarak bilinmediğini, genel olarak yürüttükleri faili meçhul cinayetlerle ilgili örgütsel bağların olup olmadığının verimli bir şekilde değerlendirilebilmesi ve gerekli koordinasyonun sağlanması için ilgili metni hazırladığını açıklamıştır. Savcılık ayrıca, Mehdia Budak ve Rabia Tanrıkulu’nun öldürülmesi ve Abdulhakim Tanrıverdi’nin öldürülmesi olaylarında Hizbullah terör örgütünün ön plana çıktığını, bu örgütün Cizre Kuştepe köyünde belli süre örgütlendiği hususunun öncelikle değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

20.12.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, tanık Gülsün Kurt’un olay gününe ilişkin ifadesini almıştır.

21.12.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, tanık Abdulaziz Tanrıverdi’nin olay gününe ilişkin ifadesini almıştır.

18.05.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı ayırma kararı vermiştir. Buna göre CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numarası üzerinden yürütülen soruşturmanın Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 numarası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

06.02.2013 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturmasını tamamlayarak, fezlekeyle TMK m. 10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. TMK m. 10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında dosya 2013/466 soruşturma numarasına kaydedilmiştir.

20.03.2014 tarihinde, TMK m. 10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 6526 sayılı yasanın 19. maddesi ile TMK m. 10 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevine son verilmesi sebebiyle, yetkisizlik kararı vererek 2013/466 numaralı soruşturma dosyasını Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/1859 sayılı soruşturma sırasına kaydedilmiştir.

.....04.2015 tarihinde, Cizre Emniyet Müdürlüğü, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına, ilgili soruşturmaya ilişkin hazırladığı 30.03.2015 tarihli “Arşiv Araştırma Tutanağı”nı göndermiştir. Buna göre, soruşturma evrakına konu ölümlerin veya kaybolmaların akıbeti ile ilgili olarak Asayiş Büro Amirliği, Şehit Murat Akançay Polis Merkez Amirliği ve Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı ile soruşturma konusuyla ilgili olarak gerekli araştırmanın yapılması için yazışmalar yapılmış, Şehit Murat Akançay Polis Merkez Amirliği ve Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı ile yapılan yazışmalardan henüz yanıt gelmemiş, yanıt gelmesi halinde gönderileceği belirtilmiştir. Asayiş Büro Amirliğinin cevap yazısı ve TEM Büro Amirliği arşiv kayıtlarında yapılan araştırma neticesinde hazırlanan araştırma tutanağı gönderilmiştir. Araştırma tutanağında ise, Abdulhakim Tanrıverdi isimli şahıs hakkında arşiv kayıtlarında herhangi bir belge ve bilgiye rastlanmadığı ifade edilmiştir.

14.05.2015 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, ayrıca, 2014/1859 numaralı soruşturma dosyası kapsamında, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünden; Abdulhakim Tanrıverdi isimli maktulün 1993 yılında Cizre ilçesinde öldürülmesi olayı ile ilgili olarak bugüne kadar herhangi bir fail tespit edilip edilmediği ve konu ile ilgili olarak herhangi bir kamu davası açılıp açılmadığının tespitini talep etmiştir.

* Abdulaziz Tanrıverdi 2011’de verdiği sonraki ifadesinde, bedenin bulunduğu tarihte Cizre’de olmadığını, olayları daha sonradan köy halkından öğrendiğini belirtmiştir.

** İfadesinde bu bilgileri kardeşinin eşinden aldığını belirtmiştir.

Abdülkerim Akti ve Ramazan Akti'nin Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Adem Karataş
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abdülkerim Akti ve Ramazan Akti’nin zorla kaybedilip öldürülmesiyle ilgili olarak 08.12.1994 tarihinde Ramazan Akti’nin oğlu Abdurrahman Akti’nin ifadesi Jandarma Komutanlığında alındı. Abdurrahman Akti ifadesinde bedenlerin bulunmasından 18 gün önce, amcasının ve amcaoğlunun İdil ilçesine gübre almak için gittiklerini ve geri dönmediklerini, bunun üzerine Cizre ve İdil Cumhuriyet Savcılıklarına müracaatta bulunduklarını belirtti.

Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1994/620 hazırlık numarası ile soruşturma açıldı. Dosya 1994/136 sayılı görevsizlik kararıyla 22.12.1994 tarihinde Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Görevsizlik kararı verilmesi öncesinde Midyat İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından düzenlenen kanaat yazısında ve Midyat Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen görevsizlik kararında delil gösterilmeksizin, kaybedilen kişilerin “terör örgütü tarafından öldürüldüğünün anlaşıldığı” belirtildi ve kaybedilen kişilerin “örgüte yardım ve yataklık etmekteyken örgüt ile ilişkilerini kesmiş olmaları” öldürülme sebebi olarak gösterildi.

Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 27.01.1995 tarihinde Abdülkerim Akti ve Ramazan Akti hakkında 1995/207 hazırlık numarası ile daimi arama kararı verildi. Bu kararın ertesinde Midyat Jandarma İlçe Komutanlığı ve Midyat İlçe Emniyet Müdürlüğü ile Savcılık arasında geçen 1994-2013 yılları arasındaki yazışmalarda aynı fikir benzer cümlelerle ifade edildi, ancak pratikte faillerin bulunması açısından sonuç alınamadı. Soruşturma faaliyeti bu yazışmalardan ileri gitmedi.

Olay mahallinde bulunan ve 07.12.1994 tarihinde zapt olunan bir adet kalaşnikof çekirdeği ile ilgili ilk ekspertiz raporu, bulunduktan 7 yıl sonra, 14.02.2001 tarihinde düzenlendi.

Abdülkerim Akti’nin oğlu Nejdet Akti’nin ifadesi ilk kez Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin 2004/81 numaralı talimatıyla İdil Cumhuriyet Başsavcılığınca 10.06.2004 tarihinde alındı. Nejdet Akti ifadesinde 1994 yılında tarihinden emin olmadığı bir akşam eve döndüğünü, ailesinden, babası Abdülkerim Akti’nin asker giyimli kişilerce sivil bir araç ile götürülmüş olduğunu öğrendiğini ve bundan bir ay sonra da babasının bedeninin bulunduğunu belirtti.

YAKAY-DER adına Pervin Buldan tarafından 23.05.2003 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verilen şikayet dilekçesinde adı bulunan, 1990-2003 tarihleri arasında kaybedilen/faili meçhul cinayete kurban giden 40 maktulden biri Abdülkerim Akti oldu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 2003/4523 sayılı yetkisizlik kararından sonra dosya Mardin Cumuriyet Başsavcılığına, burada verilen 2003/385 sayılı 26.12.2003 tarihli yetkisizlik kararı ile de Midyat Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Aynı dosyanın Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığında açılmış bulunmasından dolayı 05.03.2004 tarihinde birleştirme kararı verildi.

1995/207 hazırlık numarasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK’nın 10. Madde ile Görevli) tarafından yürütülen soruşturma, 6526 sayılı yasanın 19. maddesi ile TMK 10. madde ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi nedeniyle, 2014/9552 numaralı yetkisizlik kararı ile Midyat Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. 06.05.2014 tarihi itibarıyla soruşturma devam ediyor.

Aile 22.07.2005 tarihinde 5233 sayılı yasanın tanıdığı olanaklar çerçevesinde Mardin Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına tazminat başvurusunda bulundu. 05.02.2007 tarihli 2007/2-4936 numaralı kararla dokuz çocuğu ve eşine tazminat verildi.

Abdülkerim Kalkan'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No

1994 yılında İnciköy yakınında bir panzerin havaya uçurulması nedeniyle, Cemal Temizöz komutasında yapılan jandarma baskınlarından birinde, Hizbullahçı Zeki diye tanınan ve JİTEM mensubu olduğu iddia edilen, tüm köy halkının ve muhtarın iyi tanıdığı bir kişi, Abdülkerim Kalkan’ın evinin önüne kadar panzerle gelmiş ve evinde arama yapmıştır. Evde Abdülkerim Kalkan’ın çocuklarının yaptıkları resimleri bulmuş ve sarı kırmızı yeşil renklerinin kullanılmış olması sebebiyle PKK propagandası yaptıklarını iddia etmiştir. Abdülkerim Kalkan panzeri kimin patlattığını bilmediğini söylediğinde ise kendisine şiddet uygulamaya yeltenmiştir.

1994 yılının Mayıs ayında, yine Cizre merkez jandarmaya bağlı timlerin yaptığı baskında İnciköy’e gelen askerler, Abdülkerim Kalkan’ın ismini de açıkça zikrederek arama yapmış, köydeki tüm erkek sakinlerin kimliklerini toplamış ve kimseyi gözaltına almadan merkeze geri dönmüşlerdir. On beş gün sonra herkesin kimliğini alabileceği haberi gelince, aralarında Abdülkerim Kalkan’ın da bulunduğu birçok kişi kimliğini almaya Cizre Jandarma Komutanlığına gitmiştir. Abdülkerim Kalkan ve köy muhtarı Hasan Saday ve Abidin Kalkan (Abdülkerim Kalkan’ın amcasının oğlu), Silopi'den gelip Cizre'ye gitmekte olan Hüseyin Ataman’ın (Muhtarın damadı) arabasına binerek birlikte Cizre’ye gitmişlerdir.

Daha sonra muhtar Hasan Saday’ın Zekiye Kalkan’a anlattığına göre, Hasan Saday, Hüseyin Ataman ve Abidin Kalkan (Abdülkerim Kalkan’ın amcasının oğlu) Cizre’deki Jandarma Taburuna beraber gitmişler, kendisi ve Hüseyin dışarıda beklerken Abdülkerim tek başına içeriye girip kimliğini alamadan geri gelmiştir. Abdülkerim, Muhtar Hasan'a askerlerin kendisine "Kimliğin hazır değil, kimliğini arıyoruz bulamıyoruz, bir saat sonra gel” dediklerini söylemiştir. O dönemde köprüde arama yapıldığı ve kimliği olmayanlar Cizre'ye giremediği için Abdülkerim Kalkan, Hasan Saday ve Hüseyin Ataman, Jandarma Taburu yakınındaki bir dükkânın önünde oturup çay içerek saatin geçmesini beklemişlerdir. Muhtar, Abdülkerim Kalkan'ın tutuklanacağından şüphelendiğini kendisine söylese de Kalkan korkacak bir şeyi olmadığını, eğer kimse ona iftira atmazsa onu suçlayabilecekleri herhangi bir şey yapmadığını söylemiştir. Abdülkerim Kalkan bir saat sonra Hasan Saday ve Hüseyin Ataman’ı kapıda bırakarak kimliğini almak üzere Jandarma Taburuna yalnız girmiş ancak bir daha çıkmamıştır. Muhtar Hasan Saday ve Hüseyin Ataman birkaç saat Abdülkerim Kalkan'ın çıkmasını beklemiş, daha sonra kapıdaki nöbetçi onlara “Dayı siz gidin bu gece o gelmeyecek, bir soruşturması var, yarın gelecek” demiştir. Bunun üzerine Muhtar, Abdülkerim Kalkan'ın Cizre'de oturan ağabey ve amcasına haber vermiştir.

Abdülkerim Kalkan'ın eve dönmediği gecenin sabahında Zekiye Kalkan eşini aramak için Cizre'ye gitmiş, eşinin ailesinden bir cevap alamayınca Jandarma Komutanlığına gitmeye karar vermiştir. Cemal Temizöz kendisini makamında kabul etmiş, eşinin oraya geldiğini, kimliğini alıp gittiğini söylemiştir. Zekiye Kalkan yanında arkadaşları olduğunu ve onların Abdülkerim Kalkan'ın Jandarma Komutanlığından çıkmadığını söyleyince Temizöz bunun üzerine iki eliyle Zekiye Kalkan'ın boğazını tutmuş ve başını duvara dayayarak “Ben şimdiye kadar kaç kişiyi boğdum? Sen niye öyle söylüyorsun?” diye sinirle bağırmaya başlamıştır.

Zekiye Kalkan bundan sonra iki kez daha Cemal Temizöz'ün yanına gitmiş ancak her seferinde farklı yanıtlar almıştır. Kendisine eşinin dağa gitmiş olabileceği, zaten aranmadığı, para için kaçırılmış olabileceği söylenmiştir.

10.06.1994 tarihinde, saat 09.00 sularında Cizre İlçe Jandarma görevlileri İnci Bozalan köyü yolunda gece saat 02.00 sularında meydana gelen bir patlama sonucunda bir kişinin hayatını kaybettiğini Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, ölü olarak bulunan kişiyi sanık / maktül olarak nitelendirmiş ve yasadışı örgüt mensubu olmak ve bu amaçla patlayıcı döşemek suçlarına ilişkin olarak 1994/308 hazırlık numaralı bir soruşturma başlatmıştır. Aynı gün olay yeri keşif ve ölü muayene ve otopsi tutanağı düzenlenmiştir. Tutanağa göre patlama İnci Bozalan köyü yolunun Cizre - Silopi sapağında gerçeklemiş, yarım metre çapında bir çukurun açılmasına sebep olmuş, hayatını kaybeden kişinin bedeninin parçaları çukurun etrafına yayılmıştır. Klasik otopsi yapılmaya gerek duyulmamış ve yapılan harici muayene yeterli bulunmuştur.

30.06.1994 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 1994/308 hazırlık numaralı dosya hakkında görevsizlik kararı (Karar no:1994/175) vererek dosyayı Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

Zekiye Kalkan eşi kaybolduktan dört ay sonra evini köyden Cizre'ye taşımış, ara ara Jandarma Komutanlığına giderek eşinin akıbetiyle ilgili bilgi almak istese de her defasında benzer cevaplar almıştır.

31.08.2007 tarihinde Zekiye Kalkan, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek eşi Abdülkerim Kalkan’ı gözaltına alan ve kaybettiren Jandarma görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Zekiye Kalkan kendisinin ve diğer şahitlerin ifadelerinin alınmasını, beyanları doğrultusunda dönemin Jandarma görevlilerinin açık kimlik ve adreslerinin belirlenerek ifadelerinin alınmasını ve kuvvetli suç şüphesi gözetilerek haklarında yasal işlem yapılmasını talep etmiştir.

31.08.2007 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2007/1330 hazırlık numaralı soruşturmayı başlatmıştır. Aynı gün Zekiye Kalkan müşteki sıfatıyla Savcılıkta ifade vermiştir.

19.09.2007 tarihinde Hasan Saday Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla ifade vermiştir. İfadesinde özetle, Abdülkerim Kalkan ve Hüseyin Ataman ile birlikte kimliklerini almak üzere beraber Cizre Jandarma Komutanlığına gittiklerini, Jandarma görevlilerinin Abdülkerim Kalkan’ın kimliğinin kayıp olduğunu söylediklerini ve kendisine “Sen git kendi alsın kimliğini, bulunca vereceğiz” dediklerini, Abdülkerim Kalkan’ı en son orada gördüğünü belirtmiştir.

27.12.2007 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Jandarma İlçe Komutanlığından, 1994 yılında İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan İlçe Jandarma Komutanı Binbaşı Cemal Temizöz’ün görev süresine ilişkin bilgi talebinde bulunmuştur.

17.12.2008 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Jandarma İlçe Komutanlığından 1994 yılında İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan İlçe Jandarma Komutanının ve rütbeli personellerin açık kimliklerinin ve adreslerinin tespit edilerek gönderilmesini, Merkez Jandarma Karakol Komutanlığına ait 1994 yılı Mayıs ayına ilişkin nezaret kayıt defterinin onaylı bir suretinin gönderilmesini, nezaret kayıt defterinin arşivde bulunmaması halinde bulunmama sebebinin bildirilmesini ve bulunmadığına ilişkin olarak adli ve idari herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının bildirilmesini talep etmiştir.

07.01.2008 tarihinde Cizre Jandarma İlçe Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına cevaben yazdığı yazıda, Merkez Jandarma Karakol Komutanlığına ait 1994 yılı Mayıs ayına ilişkin nezaret kayıt defterinin arşivde bulunamadığı belirtilmiş ama bulunamama sebebi ve bulunmadığına ilişkin olarak adli ve idari herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığı açıklanmamıştır. Bununla birlikte, gönderilen yazının ekinde 1994 yılı Mayıs ayında İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan İlçe Jandarma Komutanının ve rütbeli personellerin açık kimlikleri gönderilmiştir.

09.01.2008 tarihinde Cizre Jandarma İlçe Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına cevaben yazdığı ikinci yazıda Cizre Jandarma İlçe Komutanlığından, 1994 yılında İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan İlçe Jandarma Komutanı Binbaşı Cemal Temizöz’ün açık kimlik bilgilerini paylaşmış, görev süresi bitimine müteakip Ankara ili Jandarma Genel Komutanlığı Karargahına atamasının yapıldığını belirtmiştir.

23.06.2008 tarihinde Abidin Kalkan, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla ifade vermiştir. İfadesinde özetle, Zekiye Kalkan’ın kendi amcasının oğlunun eşi olduğunu, Zekiye Kalkan’ın ifadesinde belirttiği hususların hiçbirine tanık olmadığını, kimlik tespiti için Cizre’ye muhtar Hasan Saday ve Abdülkerim Kalkan ile birlikte gitmediğini, Zekiye Kalkan’ın neden ismini verdiğini bilmediğini belirtmiştir.

01.07.2008 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2007/1330 numaralı soruşturma hakkında takipsizlik kararı vermiştir (Karar no: 2008/534). Zekiye Kalkan itiraz süresi içerisinde, eksik tahkikat ve değerlendirme yapıldığı gerekçesiyle Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının takipsizlik kararına itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde Kalkan, Jandarma Komutanlığının Savcılığa gönderdiği ve Abdülkerim Kalkan’ın gözaltı kayıtlarında isminin geçmediği yönündeki bilgilendirmeleri inandırıcı bulmadığını belirtmiştir. Ayrıca yine Savcılık, anılan tarihte görevli olan Jandarma kolluk amirinin ve görevlilerinin ifadelerini almamış, kurumun arşivlerinde neden nezarethane defterinin bulunamadığını araştırmamış, Hasan Saday’ın tanık ifadesini göz önünde bulundurmamıştır.

25.11.2008 tarihinde Siirt Ağır Ceza Mahkemesi, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/534 sayılı takipsizlik kararının eksik incelemeye dayalı olarak verildiğine ve bu bağlamda 1994 Mayıs ayında Cizre İlçe Jandarma Komutanlığında görevli bulunan İlçe Jandarma Komutanı ve diğer sorumlu görevlilerin ifadelerine başvurulup olay tarihine ilişkin ziyaretçi defterinin incelenip, yine olay yerine ilişkin arşivde bulunmadığı bildirilen nezaret kayıt defterlerinin arşivde bulunmama sebeplerinin araştırılarak soruşturmanın genişletilmesine, sonuç olarak belirtilen eksikliklerin giderilmesi için Cizre Cumhuriyet Savcısının görevlendirilmesine karar vermiştir.

27.01.2009 tarihinde soruşturmaya 2008/1793 hazırlık numarası ile devam etmeye başlayan Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre İlçe Jandarma Komutanlığından 1994 yılı Mayıs ayına ait ziyaretçi kayıt ve nezarethane kayıt defterlerinin onaylı suretlerini, ayrıca Cizre İlçe Jandarma Komutanlığında 1994 yılı Mayıs ayı içerisinde nezarethane işlemlerinden sorumlu personelin kimlik ve adres bilgilerini talep etmiştir.

05.03.2009 tarihinde Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı düzenlediği tutanakta, yapılan araştırma neticesinde Cizre İlçe Jandarma Komutanlığında ziyaretçi kayıt defterini tutulmadığı, 1994 yılında tutulduğuna dair herhangi bir kayıt ve dokümanın bulunmadığı, 1994 yılı Mayıs ayına ilişkin Nezarethane kayıt defterinin ise arşivde olmadığı, Nezarethane Kayıt Defterinin arşiv süresinin 10 (on) yıl olmasından dolayı muhtemelen imha edildiği, bu nedenle herhangi bir personele adli veya idari yönden işlem yapılmadığı belirtilmiştir. Bununla birlikte, Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı düzenlediği tutanakta, Cizre İlçe Jandarma Komutanlığında 1994 yılı Mayıs ayı içerisinde nezarethane işlemlerinden sorumlu personelin kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilemediğini; çünkü Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı Personel – Lojistik işlem kısmından alınan bilgiye göre, 2000 yılından önceki künye ve defterlerinde personelin görev yaptığı birim / karakol / komando bölüğünün tam olarak yazılmadığını açıklamıştır.

2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi üzerine, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlatmıştır. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 soruşturma numaralı dosyası ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek, önemli kanıtlara ulaşılmış ve şüphelilerin bir kısmı tutuklanmıştır. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip yargılanabileceği umudu doğmuştur. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde pek çok aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların desteğiyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve sorumluların bulunması amacıyla uzun süredir hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yapmıştır.

26.03.2009 tarihinde Besna Kalkan (Abdülkerim Kalkan’ın annesi), Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla ifade vermiştir.* İfadesinde özetle, 1994 yılı Mayıs ayında gerçekleşen olayları Hasan Saday’ın kendisine anlattığını, bu olaydan sonra oğlunu aramak için Komutanlığa ve Kaymakamlığa gittiğini, Kaymakamlıkta Cemal Temizöz ile görüşerek oğlunun akıbetini sorduğunu, Temizöz’ün kendisine “Oğlunu göndereceğiz.” dediğini ancak oğlundan bir daha hiç haber alamadığını belirtmiştir.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı Abdülkerim Kalkan’ın kaybedilmesine ilişkin dosyayı 2009/430 soruşturma dosyası altında incelemeye karar vermiştir. Ancak UYAP ortamında eski hazırlık numarası, yeni hazırlık numarası üzerinde birleştirilememiştir. Bu dönemde muhtemelen iki soruşturma dosyası da açık kalmış ve ikisi üzerinden Abdülkerim Kalkan’ın kaybedilmesine ilişkin olarak tahkikat işlemleri yapılmıştır.

30.03.2009 tarihinde CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 numaralı soruşturma kapsamında Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazıda Cizre’de 1990-2000 yılları arasında jandarma ve polis bölgelerinde meydana gelen faili meçhul cinayetler ve zorla kaybetmelerle ilgili ayrıntılı bir tablo hazırlanması, 1993-1994 yıllarına ait nezarethane kayıt defterlerinin ve aynı yıllara ait İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından İl Jandarma Komutanlığına gönderilen vukuat raporlarının temin edilmesi, tanık Mehmet Nuri Binzet ve gizli tanık Tükenmez Kalem’in beyanlarında yer alan olaylarla ilgili yürütülen soruşturma dosyalarından Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar kapsamında tanık beyanlarının yeniden alınması, fotoğraf teşhis ve fethi kabir işlemlerinin gerçekleştirilmesi, kimlik tespiti açısından gerekliyse biyolojik incelemelerin yapılması, mermi çekirdek ve kovanlarının gerekli kriminal incelemelerinin tamamlanması talep edilmiştir.

31.03.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında bu taleplerin yerine getirilmesini Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İlçe Jandarma Komutanlığından istemiştir.

06.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Jandarma İlçe Komutanlığından 2009/430 soruşturma dosyası kapsamında 1994-1995 yıllarında Bozalan köyü İnci mezrasında ikamet etmekte olan Abdülkerim isimli bir şahsın kaybolup kaybolmadığının araştırılmasını istemiştir. Ayrıca Kuştepe köyünün bir dönem muhtarlığını yapmış olan Mehmet Boyacı’nın tanık olarak dinlenmesi talep edilmiştir. 24.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 30.03.2009 tarihli talebinin sonucu bildirilmiştir.

21.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen teşhis tutanağına göre, Zekiye Kalkan, kocasının evden ayrılırken üzerinde bulunan kıyafetlerle ilgili bilgi vermiş, kendisine gösterilen açık kahverengi deri yazlık bir çift ayakkabıyı incelemiş ancak otopsi raporundaki bilgilerden ve kendisine gösterilen ayakkabılardan bu olayda ölen kişinin Abdülkerim Kalkan olup olmadığını tam olarak teşhis edemediğini dile getirmiştir. Bununla birlikte, Zekiye Kalkan eşi kaybolduktan iki ay sonra eşinin annesi ve kardeşi ile birlikte İnciköy’ün biraz dışındaki köprünün yakınına tezek toplamaya gittiğini, burada bir patlama sonrası oluşmuş çukurun yanında giysi parçaları gördüklerini, bu giysi parçalarının kocasının gömleğinin parçaları olduğunu düşündüğünü, giysileri alıp eve götürdüğünü ancak daha sonra çocuklarının bu giysileri attığını ifade etmiştir.

16.05.2009 tarihinde Cizre Jandarma İlçe Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 06.04.2009 tarihli yazısına cevaben Abdülkerim isimli şahıs hakkında yapılan araştırma sonucunda hazırlanan 06.05.2009 tarihli tutanağı Savcılığa göndermiştir. İlgili tutanakta, 1994-1995 yıllarında İnci Mezrasında Abdülkerim isimli bir kişinin kaybolduğu, kaybolan kişinin yakınlarının Cudi Mahallesi Tepe Kümesi Kaynar Sokak No.7 / Cizre adresinde ikamet ettikleri ve Kuştepe köyünün bir dönem muhtarlığını yapmış olan Mehmet Boyacı’nın tanık olarak dinlenmesi için müracaatın sağlanamadığı çünkü Kuştepe köyünün sorumluluk alanlarında bulunmadığı belirtilmiştir.

20.05.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğüne gönderdiği yazıda, 2009/430 numaralı soruşturma dosyası kapsamında, aralarında Abidin Kalkan’ın da bulunduğu yirmi kadar kişinin açık kimlik ve adres bilgilerini ve Savcılıkta hazır edilmelerini talep etmiştir.

27.05.2009 tarihinde Abidin Kalkan Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında, 2008/1793 numaralı soruşturma dosyası kapsamında tanık sıfatıyla dinlenmiştir. Abidin Kalkan ifadesinde özetle, önceki ifadesinin geçerli olduğunu, Zekiye Kalkan’ın iddia ettiği gibi Abdülkerim Kalkan’ın kimliğini almak üzere Muhtar Hasan Saday ile beraber İlçe Jandarma Komutanlığına gitmediğini, kırk yıldır Cizre’de ikamet ettiğini, bahsedilen köye yapılan baskında orada bulunmadığını, muhtemelen o dönemde Abdülkerim Kalkan Cizre’ye giderken Zekiye Kalkan’a kendisine uğrayacağını söylediği için Zekiye Kalkan’ın olayları karıştırdığını belirtmiştir.

02.06.2009 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazıda Abidin Kalkan’ın Cumhuriyet Başsavcılığına müracaatlarının sağlandığını belirtmiştir.

04.06.2009 tarihinde CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığının Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazıda, Abdülkerim Kalkan’ın kaybedilmesine ilişkin dosyanın 2009/906 numaralı soruşturma evrakıyla irtibatlı olduğunu bildirilmiştir.

24.06.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğüne, 2008/1793 soruşturma dosyası kapsamında yazdığı yazıda, 10.06.1994 tarihinde, Cizre Bozalan köyü yolu Silopi sapağında meydana gelen patlama neticesinde bir erkek kişinin bedeninin parçalanarak hayatını kaybetmesi olayı ile ilgili olarak yürütülmekte olan soruşturmaya ilişkin olarak bedenin gömüldüğü yerde DNA tespiti için mezar açma işlemi yapılacağını belirtmiştir. Bu çerçevede öncelikle Cizre Belediyesine hastane polisi tarafından böyle bir cenazenin teslim edilip edilmediği, edilmiş ise yerinin kroki ile belirtilmek suretiyle Belediyeden istenerek temin edilmesi talep edilmiştir. Ayrıca Savcılık, Belediyeye böyle bir cenazenin teslim edilmediği iddia edildiği takdirde, olay tarihinde hastane polisi olarak görev yapan görevlilerin tespit edilerek kendileriyle telefon görüşmesi yapılmasını, olayla ilgili bilgi alınıp bu bilginin cenazenin gömülü olduğu yerin tespiti için değerlendirilmesini talep etmiştir. Son olarak, hiçbir şekilde bir tutanak veya belgeye ulaşılamaması halinde, olay tarihinde imamlık yapan kişilerin ve bu konuda bilgisi olan şahısların dinlenerek titizlikle araştırma yapılıp cenazenin gömülü olduğu yerin tespit edilmesi istenmiştir.

26.06.2009 tarihinde Cizre Terörle Mücadele Amirliği, Savcılığın talebi doğrultusunda, Abdullah Elçiturunu’dan bilgi almıştır. Elçiturunu ifadesinde, belirtilen tarihlerde itfaiye şoförü olarak görev yaptığını, patlama olayını ilk defa duyduğunu, daha önce böyle bir patlamadan haberi olmadığını, o dönemde hastaneye gelen cenazelerin defin işlemlerini imamların yaptığını belirtmiştir.

01.07.2009 tarihinde Cizre Terörle Mücadele Amirliği, Savcılığın talebi doğrultusunda, Nurettin Elçioğlu’dan bilgi almıştır. Elçioğlu ifadesinde, belirtilen tarihlerde hastanede, hastane gassali (cenaze yıkama görevlisi) olarak çalıştığını, patlama olayını ilk defa duyduğunu, daha önce böyle bir patlamadan haberi olmadığını, o dönemde hastaneye gelen cenazelerin defin işlemlerini imamların yaptığını, belirtilen tarihlerde imamlık görevini Mehmet Tay, Kadri Şanlı, Bahattin Kaymaz ve soyadını hatırlamadığı Abdülaziz isimli kişilerin yapmakta olduğunu, ancak bu kişilerin hepsinin vefat ettiğini ifade etmiştir.

01.07.2009 tarihinde Cizre Terörle Mücadele Amirliği, Savcılığın talebi doğrultusunda, Abdullah Çorak’tan bilgi almıştır. Çorak ifadesinde, belirtilen tarihlerde hastanede, hastane gassali (cenaze yıkama görevlisi) olarak çalıştığını, bahsi geçen patlama olayı ile ilgili olarak kimden aldığını hatırlamadığı ama parçalanmış şekilde, diz kapağından yukarısı olmayan iki adet bacak ve bu bacaklara ait ayak kısmına giyili vaziyette olan kırmızı renkli iki adet erkek ayakkabısı ve bir adet ne olduğunu bilmediği bir kemik parçasını morg bölümünde yıkadığını, o dönemde hastaneye gelen cenazelerin defin işlemlerini imamlar yaptığı için beden parçalarını belediye görevlilerine teslim ettiğini ancak kime teslim ettiğini hatırlamadığını belirtmiştir. Ayrıca belirtilen tarihlerde imamlık görevini Mehmet Tay, Kadri Şanlı, Bahattin Kaymaz ve soyadını hatırlamadığı Abdülaziz isimli kişilerin yapmakta olduğunu, ancak bu kişilerin hepsinin vefat ettiğini ifade etmiştir.

07.09.2009 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü, Şehit Murat Akançay Polis Merkezi Amirliğinden 10.06.1994 tarihinde hastane polisi olarak görev yapan memurun açık kimlik bilgisini talep etmiştir. Aynı gün Şehit Murat Akançay Polis Merkezinden gelen cevap yazısında, anılan tarihte Şehit Murat Akançay Polis Merkezi Amirliğinin bulunmadığını, Çarşı Karakolu ve Dicle Karakolu olmak üzere iki adet karakol bulunduğunu ve hastane polislerini Çarşı Karakolunun görevlendirdiğini yaptıkları araştırma sonucunda tespit ettiklerini ancak Çarşı Karakolu kayıtlarının kendi amirliklerinde bulunmadığını belirtmiştir.

29.09.2009 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 24.06.2009 tarihli mezar yerinin tespitine ilişkin talep yazısına cevaben hazırlanan tutanağı göndermiştir. Hazırlanan tutanakta, bilgi alınan hastane gassallerinin ve itfaiye şoförünün ifadelerine yer verilmiş olup, Şehit Murat Akançay Polis Merkezi Amirliğinden gelen cevap yazısı özetlenmiştir.

16.11.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 2008/1793 numaralı kaydın kapatılmasına ve soruşturmaya eski kayıt olan 1993/492 soruşturma numaralı evrak üzerinden devam olunmasına karar vermiştir. 25.03.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 2009/430 numarası üzerinden yürütülen soruşturmaya ilişkin tahkikat aşamasını ve değerlendirmelerini göndermiştir. Buna göre öncelikle CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numaralı soruşturma üzerinden yürüttüğü ve daha sonradan Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyasının 2009/430 numarasına kaydedildiği belirtilmiştir. İlgili soruşturmalara ilişkin olarak 19 adet dosya klasörünün 24.04.2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği ifade edilmiş ve bu 19 olaydan Abdulkerim Kalkan’ın öldürülmesi iddialarına ilişkin olarak dava açılmadığının öğrenildiği belirtilmiştir.

07.05.2010 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği fezleke ile, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numara üzerinden yürütülen soruşturma ile ilgili olarak faili meçhul cinayet, gözaltında kayıp ve diğer şekillerde kayıp iddiaları ile ilgili olarak soruşturmanın Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında 2009/430 numarası üzerinden yürütülmüş olduğunu, bunun dışında savcılığın 2005/975, 2001/1552, 2003/623, 1995/20, 1993/492, 1994/116, 1995/504, 1995/239 ve 2008/1793 numaralı faili meçhul soruşturma evraklarının CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numarası üzerinden yürütülen soruşturma ile ilgili oldukları belirlendiğinden, dosya asılları 24.04.2009 tarihli yazıları ile CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğini belirtmiştir. Savcılık Abdülkerim Kalkan’ın öldürülmesi ile ilgili suç tarihinde olay yerinden elde edilen bir çift ayakkabı 2009/69 emanet numarasında kayıtlı bulunduğunu ve bu çerçevede şeklen 1993/492 soruşturma numaralı dosyanın kapatılması için fezleke düzenlendiğini ifade etmiştir.

05.04.2011 tarihinde Zekiye Kalkan, soruşturmanın akıbetini öğrenmek için savcılığa başvurduğunda dosyanın CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2009/906 sayılı faili meçhul ve kayıplar ile ilgili genel soruşturma ile birleştirildiğini öğrenmiştir. Bunun üzerine soruşturmanın akıbetini öğrenmek için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına aldığı bilgileri içeren yazılı bir dilekçe ile başvurmuş, soruşturmanın akıbeti ile ilgili bilgi verilmesini talep etmiştir.

Ailesi, dosya içeriğinden Abdülkerim Kalkan’ın cenazesinin Cizre Kimsesizler Mezarlığına gömüldüğünü öğrenmiştir; ancak hangi mezarın Abdülkerim Kalkan’a ait olduğu hala bilinmemektedir. 18.05.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı ayırma kararı vermiştir. Buna göre CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numarası üzerinden yürütülen soruşturmanın Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 numarası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

06.02.2013 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturmasını tamamlayarak, fezlekeyle TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında dosya 2013/466 soruşturma numarasına kaydedilmiştir.

20.03.2014 tarihinde, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 6526 sayılı yasanın 19. maddesi ile TMK m.10 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevine son verilmesi sebebiyle, yetkisizlik kararı vererek 2013/466 numaralı soruşturma dosyasını Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/1859 sayılı soruşturma sırasına kaydedilmiştir.

14.05.2015 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı ayrıca, 2014/1859 numaralı soruşturma dosyası kapsamında, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünden; Abdülkerim Kalkan’ın 1994 yılında Cizre ilçesinde öldürülmesi olayı ile ilgili olarak bugüne kadar herhangi bir failin tespit edilip edilmediği ve konu ile ilgili olarak herhangi bir kamu davası açılıp açılmadığının tespitini talep etmiştir.

Abdullah Güler, Ahmet Güler, Beşir Başkök, Ömer Çetin ve Sait Şen'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Evet
AİHM Başvurusu:No
Abdullah Güler, Ahmet Güler, Beşir Başkök, Ömer Çetin ve Sait Şen’in zorla kaybedilmesine ilişkin Diyarbakır TMK. 10. Madde ile görevli Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü 2012/1082 numaralı soruşturma Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesinin ardından 2014/1859 numaralı soruşturma dosyasına kaydedildi. Soruşturma Haziran 2015 itibariyle devam ediyor.
Abdullah İnan, Aşur Seçkin, Casım Çelik, Cemal Sevli, Hayrullah Öztürk, Hurşit Taşkın, Kemal İzci, Mirhaç Çelik, Naci Şengül, Salih Şengül, Seddık Şengül, Reşit Sevli ve Yusuf Çelik'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AHIM 3598/03
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:1998-07-06
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
Temmuz 1998'de Şemdinli'yi ziyaret eden dönemin milletvekillerinden Naim Geylani, 24 Temmuz 1994'te, Hakkari'nin Şemdinli ilçesine bağlı Ormancık mezrasına bir operasyon düzenleyen jandarmaların Kerem İnan adlı bir köylüyü öldürmesi, köydeki evleri yakarak köyü boşaltması ve gözaltına aldıkları 13 köylüden bir daha haber alınamaması olayına ilişkin bilgi aldıktan sonra Meclis İnsan Hakları Komisyonu tarafından bir inceleme başlatılması yönünde talepte bulundu. Olayla ilgili bilgilerin ve Naim Geylani’nin talebinin gazetelerde de yayınlanması üzerine Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı 6 Temmuz 1998'de Şemdinli Cumhuriyet Savcılığından olayla ilgili bir soruşturma başlatmasını talep etti.

<\p>

Açılan soruşturma kapsamında Ağustos 1998 ve Ocak 1999'da Meryem Çelik, Zübeyda Uysal, Misrihan Sevli, Emine Çelik, Fatma Şengül, Besna Sevli, Hanife İzci, Hamayil İnan, Kimet Şengül ve Hazima Çelik ifade verdi. Savcılık, olay günü Ormancık'a düzenlenen operasyonun başındaki Ortaklar Güçlendirilmiş Jandarma Karakolu Komutanı Kd. Py. Yarbay Ali Çamurcu ve Kerem İnan'ı öldürdüğü iddia edilen Astsubay Fatih Akçay'ın da soruşturma kapsamında ifadesini aldı; ikisi de iddiaları reddetti. <\p>

Savcılığın gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan 13 kişinin akıbetini soran yazısı üzerine, 11 Ağustos 1998'de Jandarma'dan, bahsi geçen 13 kişinin gözaltına alındıktan sonra Derecik askeri üssüne götürüldüğü, sorguları tamamlandıktan sonra da serbest bırakıldıkları; aralarından sadece Aşur Seçkin'in serbest bırakıldıktan sonra örgüte katılmak üzere kaçmaya başladığı sırada nereden geldiği belirlenemeyen bir kurşunla yaralanarak öldüğü cevabı geldi. <\p>

Savcılığın 13 Nisan 1999'da hazırladığı fezlekede Yarbay Ali Çamurcu ve Astsubay Fatih Akçay şüpheli sıfatıyla yer aldı. Fezlekede, olay tarihinde Ormancık yakınlarında çıkan çatışmada iki askerin öldüğü, 14 askerin yaralandığı bir çatışmanın yaşandığı; bu çatışmanın hemen ertesinde örgüte lojistik yardım sağladığı düşünülen korucu köyü Ormancık'a aralarında Yarbay Ali Çamurcu ve Astsubay Fatih Akçay'ın da yer aldığı bir grup jandarma tarafından operasyon düzenlendiği ve müşteki ifadelerinde yer alan zorla kaybetme, işkence, köy yakma ve boşaltmanın yaşandığı yer aldı. Savcılık, Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinin yetkili olduğu iddiasıyla dosyayı Hakkari Cumhuriyet Savcılığına gönderdi. <\p>

Hakkari Cumhuriyet Savcılığı 22 Nisan 1999'da yetkisizlik kararı verdi ve dosyada adı geçen şüpheli memurların yargılanabilmeleri için izin alınması gerekliliği nedeniyle dosyayı Şemdinli İdare Mahkemesine gönderdi. Şemdinli İdare Mahkemesi 8 Haziran 2000'de şüpheliler Ali Çamurcu ve Fatih Akçay'ın yargılanmaları için izin talebini reddetti. Karar, dosyada yer alan şikayetçilerin avukatlarına bildirilmediyse de İdare Mahkemelerinin kararları otomatik olarak temyiz edildiği için dosya Van Bölge İdare Mahkemesine gönderildi. 18 Temmuz 2000'de Van Bölge İdare Mahkemesi alt mahkemenin kararını onadı, ancak bu karar da müşteki avukatlarına bildirilmedi. 4 Nisan 2002'de kararı, yazdıkları bir bilgi edinme talebi dilekçesiyle öğrenen müşteki avukatı, iç hukuk yollarının tükenmesiyle 10 Eylül 2002'de AİHM'ye başvurdu. <\p>

AİHM, 16 Temmuz 2013’te, Casım Çelik, Cemal Sevli, Yusuf Çelik, Mirhaç Çelik, Naci Şengül, Seddık Şengül, Reşit Sevli, Kemal İzci, Hayrullah Öztürk, Salih Şengül, Hurşit Taşkın, Aşur Seçkin ve Abdullah İnan'ın zorla kaybedilmesine ilişkin sözleşmenin yaşam hakkını düzenleyen 2., işkence yasağını düzenleyen 3. (başvuranlar açısından), ve kişisel özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddelerinin ihlal edildiğine karar verip, Türkiye Cumhuriyeti devletini tüm mağdur yakınlarına maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkum etti.<\p>

Bir askerin Savcılığa "12 köy korucusu Derecik İç Güvenlik Taburu bahçesine gömüldü" yönünde bilgi vermesi üzerine 2009 yılında Şemdinli Cumhuriyet Savcısı ve Hakkari Barosundan 4 avukatın nezaretinde kazı çalışması yapıldı ancak herhangi bir bulguya rastlanmadı. <\p>

29.07.2013 tarihinde Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, ilgili olayda kaybedilen kişilerin bedenlerinin Derecik iç güvenlik Piyade taburunun güneybatısında bulunan bir dereciğe atıldığı iddiasına binaen, bedenlere ulaşılması için gerekli işlemlerin yapılması, yakınların talep ettikleri yerlere gömülmesi ve son olarak sorumlular hakkında yasal işlem başlatılması talepleri ile bir dilekçe gönderildi. Dilekçeye cevap alınamaması nedeniyle 2015 yılında aynı talep yinelendi. Son alınan bilgiye göre konuyla ilgili Şemdinli Cumhuriyet Başsavcılığında 2015/1548 numaralı soruşturma devam ediyor. <\p>

Abdullah Kert'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
2008 yılında gazeteci Faruk Arslan’ın kaleme aldığı ‘’Karakutu: Ergenekonun Karanlık İsmi Tuncay Güney’’ isimli kitap yayımlandı. Kitapta Tuncay Güney’in, 1990’lı yıllarda JİTEM tarafından öldürülen birçok kişinin bedeninin asitle yakılarak Silopi Botaş Askeri Tesislerine gömülmüş olduğu beyanı bulunmaktaydı.

Bu beyanlar üzerine Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi, 01.12.2008 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Başvuru sonucunda Silopi Cumhuriyet Başsavcılığınca 2008/3151 sayılı soruşturma başlatıldı. İddiaya konu eylemlerin soruşturulması yetki ve görevinin Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına ait olması sebebiyle soruşturmanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilecek talimatlar yoluyla Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesine karar verildi. Soruşturma kapsamına kazılar yapılacağı haberlerinin çıkması üzerine 54 kişinin kaybedildiği veya öldürüldüğü iddiası ile 57 kişi tarafından başvuru yapıldı.

Abdullah Kert’in kardeşi Mehmet Kert de 27.01.2009 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında müşteki sıfatıyla ifade verdi. Dilekçesinde, olay tarihinde Yüksekova İlçe Jandarma Komutanlığı görevini yapan komutandan ve ağabeyinin öldürülmesi olayına karışan diğer görevli şahıslardan şikayetçi olduğunu söyledi. Yüksekova Kimsesizler Mezarlığında kazı yapılmasını ve buradan elde edilecek bulgular üzerinde DNA incelemesi yapılmasını talep etti. Mehmet Kert’in başvurusu, 2008/3151 sayılı soruşturma kapsamına alındı.

Soruşturmaya dayanak oluşturan iddialar doğrultusunda 2009 yılının Mart ayında Botaş Askeri Tesislerinde, Aslan (eski adıyla Sinan) tesislerinde yapılan kazılarda kemik ve giysi parçalarına ulaşıldı. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda, çıkarılan tüm kemiklerin hayvan kemiği olduğu; kumaş parçalarının ise DNA incelemesine cevap vermediği belirtildi. Kemiklerin bulunduğu yerler arasında, 11.06.1994 tarihinde Mehmet Güngör’ün bedeninin, 12.06.1994 tarihinde ise kimliği tespit edilemeyen üç adet bedenin çıkarıldığı kuyu da bulunmaktadır. Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından aldığı talimatlarla yürüttüğü araştırmaları sonucu hazırladığı fezlekeyi 23.06.2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Dosya 2009/2117 soruşturma sayısıyla yürütülmeye başlandı.

06.03.2014 tarihinde Resmî Gazete’de kabul edilerek yasalaşan 6526 Sayılı Kanun ile TMK 10. madde ile yetkili cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 20.03.2014 tarihinde 2014/10160 sayılı yetkisizlik kararı verdi. Dosya Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına yollandı ve 2014/939 soruşturma numarasıyla takip edilmeye başlandı. Soruşturma, 10.03.2015 itibariyle devam etmektedir.

Abdullah Turğut'un Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Burhan Tekan
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abdullah Turğut’un ailesi olayın gerçekleştiği tarihten bir süre sonra Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Yapılan başvuru üzerine 1995/1092 sayılı soruşturma başlatıldı. Ancak bir sonuç alınmadı.

2008 yılında gazeteci Faruk Arslan’ın kaleme aldığı “Karakutu: Ergenekonun Karanlık İsmi Tuncay Güney” isimli kitap yayımlandı. Kitapta Tuncay Güney’in, 1990’lı yıllarda JİTEM tarafıdan öldürülen birçok kişinin bedeninin asitle yakılarak Silopi Botaş Askeri Tesislerine gömülmüş olduğu beyanı bulunmaktaydı. Bu beyanlar üzerine Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi, 01.12.2008 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Başvuru sonucunda Silopi Cumhuriyet Başsavcılığınca 2008/3151 sayılı soruşturma başlatıldı. İddiaya konu eylemlerin soruşturulması yetki ve görevinin Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına ait olması sebebiyle soruşturmanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilecek talimatlar yoluyla Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesine karar verildi.

Çeşitli gazetelerde, başlatılan soruşturma kapsamında kazılar yapılacağına dair çıkan haberler üzerine savcılıklara, 54 kişinin kaybedildiği veya öldürüldüğü iddiası ile 57 kişi tarafından başvuru yapıldı. Başvuranlar arasında bulunan Serhat Turğut, 2008/3151 numaralı soruşturmada, 27.01.2009 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılğında müşteki sıfatıyla ifade verdi. Babasının öldürülmesinden Ergenekon adlı örgütün sorumlu olabileceğini belirtti.

Soruşturmaya dayanak oluşturan iddialar doğrultusunda 2009 yılının Mart ayında Botaş Askeri Tesislerinde, Aslan tesislerinde (eski adıyla Sinan Lokantası) yapılan kazılarda kemik ve giysi parçalarına ulaşıldı. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda, çıkarılan tüm kemiklerin hayvan kemiği olduğu; kumaş parçalarının ise DNA incelemesine cevap vermediği belirtildi. Kemiklerin bulunduğu yerler arasında, 11.06.1994 tarihinde Mehmet Güngör’ün bedeninin, 12.06.1994 tarihinde ise kimliği tespit edilemeyen üç adet bedenin çıkarıldığı kuyu da bulunmaktadır.

Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından aldığı talimatlarla yürüttüğü araştırmaları sonucu hazırladığı fezlekeyi 23.06.2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/2117 soruşturma sayısıyla yürütülmeye başlandı. 06.03.2014 tarihinde Resmi Gazete’de kabul edilerek yasalaşan 6526 Sayılı Kanun ile TMK 10. madde ile yetkili cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 20.03.2014 tarihinde 2014/10160 sayılı yetkisizlik kararı verdi. Dosya Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına yollandı ve 2014/939 soruşturma numarasıyla takip edilmeye başlandı.

09.04.2014 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Serhat Turğut ile beraber 9 başvurucunun yakınlarını öldüren/zorla kaybeden failler hakkında daimi arama kararı verildi.

Abdurrahman Hoca Şuho, Salih Yusuf Tahir ve Süleyman Halil Teli'nin Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Nazir Kuş
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
2008 yılında gazeteci Faruk Arslan’ın kaleme aldığı “Karakutu: Ergenekonun Karanlık İsmi Tuncay Güney” isimli kitap yayımlandı. Kitapta Tuncay Güney’in, 1990’lı yıllarda JİTEM tarafından öldürülen birçok kişinin bedeninin asitle yakılarak Silopi Botaş Tesislerine gömülmüş olduğu beyanı bulunmaktaydı.

<\p>

Bu beyanlar üzerine Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi, 01.12.2008 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Başvuru üzerine Silopi Cumhuriyet Başsavcılığınca 2008/3151 sayılı soruşturma başlatıldı. İddiaya konu eylemlerin soruşturulması yetki ve görevinin Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına ait olması sebebiyle soruşturmanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilecek talimatlar yoluyla Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesine karar verildi. Soruşturma kapsamında, 54 kişinin kaybedildiği veya öldürüldüğü iddiası ile 57 kişi tarafından başvuru yapıldı. <\p>

Başvuranlar arasında bulunan Nazir Yusuf Tahir 27.01.2009 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında ifade verdi. Kardeşi Salih Yusuf Tahir, amcasının oğlu Süleyman Halil Teli ve yeğeni Abdurrahman Hoca Şuho’nun zorla kaybedilmesi ile ilgili olarak verdiği ifadede, Botaş Karakol Komutanlığında ve Silopi kimsesizler mezarlığında kazı yapılmasını ve kazılar ile elde edilecek veriler üzerinde DNA incelemesi yapılması talebinde bulundu. <\p>

Soruşturmaya dayanak oluşturan iddialar doğrultusunda 2009 yılının Mart ayında Botaş Askeri Tesislerinde, Aslan (eski adıyla Sinan) tesislerinde yapılan kazılarda kemik ve giysi parçalarına ulaşıldı. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda, çıkarılan tüm kemiklerin hayvan kemiği olduğu; kumaş parçalarının ise DNA incelemesine cevap vermediği belirtildi. Kemiklerin bulunduğu yerler arasında, 11.06.1994 tarihinde Mehmet Güngör’ün bedeninin, 12.06.1994 tarihinde ise kimliği tespit edilemeyen üç adet bedenin çıkarıldığı kuyu da bulunmaktadır. <\p>

Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından aldığı talimatlarla yürüttüğü araştırmaları sonucu hazırladığı fezlekeyi 23.06.2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/2117 soruşturma sayısıyla yürütülmeye başlandı. 06.03.2014 tarihinde Resmi Gazete’de kabul edilerek yasalaşan 6526 Sayılı Kanun ile TMK 10. madde ile yetkili cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 20.03.2014 tarihinde 2014/10160 sayılı yetkisizlik kararı verdi. Dosya Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına yollandı ve 2014/939 soruşturma numarasıyla takip edilmeye başlandı. Soruşturma, Mart 2015 itibariyle devam ediyor. <\p>

Abdurrahman Yılmaz'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:İbrahim Işıktaş
Soruşturma / Dava tarihi:2009-05-22
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No

1994 yılı başlarında, Abdurrahman Yılmaz, Cizre İlçe Jandarma Komutanı Cemal Temizöz ve birlikte çalıştıkları iddia edilen Abdulhakim Güven, Adem Yakin, Cabbar ve Ramazan Hoca kod adlarıyla bilinen kişiler tarafından uzun süreli tehditlere maruz kalmıştır.

06-07.02.1994 tarihlerinden itibaren ailesi Abdurrahman Yılmaz’dan haber alamamaya başlamıştır.

14.02.1994 tarihinde Abdurrahman Yılmaz’ın bedeni Cizre Şırnak karayolu Dirsekli köyü sınırları içinde bir yol kenarında bulunmuş ve ailesi cenazesinin Cizre Devlet Hastanesine götürüldüğünü öğrenmiştir.

15.02.1994 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 1994/101 hazırlık numarası ile soruşturma başlatmış ve olay yeri keşif ve ölü muayene ve otopsi tutanağını düzenlemiştir. Yapılan otopside sağ kulak arkasında iki kurşun deliği ve boynunda ip izleri bulunduğu tespit edilmiş olup detaylı otopsi yapılmasına gerek olmadığı kayıtlara geçirilmiştir.

Taziyenin dördüncü gününde Yılmaz ailesinin evine gelen Ramazan Hoca ve Cabbar kod adlı kişiler, ailenin en büyük erkek çocuğunu tehdit etmiştir. Bu olaydan sonra Yılmaz ailesinin evine bir daha baskın yapılmamış ancak aile, çocuklarının da başına bir şey gelmesinden korktuğu için herhangi bir hukuki takip başlatmamıştır.

04.07.1994 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı görevsizlik kararı (Karar No: 1994/179) vermiş, dosyanın görevli mahkeme olan Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir.

Abdurrahman Yılmaz öldürüldükten üç dört ay sonra o dönem Cizre'de müteahhitlik yapan ve evi Yılmaz ailesi ile komşu olan bir kişi Akide Yılmaz'a kocası Abdurrahman Yılmaz'ı, öldürüldüğünü duyduktan birkaç gün önce, Cizre köprüsü civarında polis karakoluna yakın bir yerde gördüğünü, kendisine ne beklediğini sorduğunda "Bir ifadem var, geleceğim," dediğini, on dakika kadar sonra da kemik rengi bir Toros marka araçla gelen sivil giyimli 4-5 kişinin kocasını da alarak gittiğini gördüğünü anlatmıştır.

2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi üzerine CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlatmıştır. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 soruşturma numaralı dosyası ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek, önemli kanıtlara ulaşılmış ve şüphelilerin bir kısmı tutuklanmıştır. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip yargılanabileceği umudu doğmuştur. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde pek çok aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların desteğiyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve sorumluların bulunması amacıyla uzun süredir hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yapmıştır.

30.03.2009 tarihinde CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 numaralı soruşturma kapsamında Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazıda Cizre’de 1990-2000 yılları arasında jandarma ve polis bölgelerinde meydana gelen faili meçhul cinayetler ve zorla kaybetmelerle ilgili ayrıntılı bir tablo hazırlanması, 1993-1994 yıllarına ait nezarethane kayıt defterlerinin ve aynı yıllara ait İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından İl Jandarma Komutanlığına gönderilen vukuat raporlarının temin edilmesi, tanık Mehmet Nuri Binzet ve gizli tanık Tükenmez Kalem’in beyanlarında yer alan olaylarla ilgili yürütülen soruşturma dosyalarından Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar kapsamında tanık beyanlarının yeniden alınması, fotoğraf teşhis ve fethi kabir işlemlerinin gerçekleştirilmesi, kimlik tespiti açısından gerekliyse biyolojik incelemelerin yapılması, mermi çekirdek ve kovanlarının gerekli kriminal incelemelerinin tamamlanması talep edilmiştir.

31.03.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında bu taleplerin yerine getirilmesini Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İlçe Jandarma Komutanlığından istemiştir.

24.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 30.03.2009 tarihli talebinin sonucu bildirilmiştir.

02.05.2009 tarihinde, bu gelişmeler üzerine müşteki/mağdur Hişyar Yılmaz, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına, babası Abdurrahman Yılmaz'ın zorla kaybedilmesi olayı ile ilgili olarak şikâyet dilekçesi vermiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı Abdurrahman Yılmaz’ın öldürülmesi iddiasını 2009/430 numaralı soruşturma dosyası altında incelemeye başlamıştır.

22.05.2009 tarihinde Hişyar Yılmaz Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında müşteki sıfatıyla ifadesini vermiştir.

25.05.2009 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına müşteki Hişyar Yılmaz vekilince dilekçe verilmek suretiyle Hişyar Yılmaz'ın tekrar dinlenmesi istenmiş ve aynı gün Hişyar Yılmaz yeniden dinlenmiştir. Yılmaz ikinci ifadesinde, Abdurrahman Yılmaz’ın Cizre köprüsü üzerinde bekletilirken kemik renginde Toros marka araçla gelen 4-5 sivil kişi tarafından alınıp götürüldüğünü, olayı kendi mahallelerinde oturan Hamza Danışman’ın gördüğünü, bunu akrabalarına sorarak öğrendiğini ve bu kişinin tanık olarak dinlenmesini talep ettiğini belirtmiştir.

26.05.2009 tarihinde, Abdurrahman Yılmaz’ın eşi Akide Yılmaz ve görgü tanığı Hamza Danışman Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında tanık olarak dinlenmiştir. Hamza Danışman ifadesinde, Hişyar Yılmaz’ın iddialarını doğrulamıştır.

Müştekiler dilekçe ve ifadelerinde Abdurrahman Yılmaz'ın gözaltına alınarak daha sonra öldürülmesinde rol aldığından şüphelendikleri Cabbar kod adlı kişinin Cizre'den tanıdıkları bir ailenin kızı ile evlendiğini öğrendiklerini belirtip nüfus kayıtlarından gerekli araştırmanın yapılarak Cabbar kod adlı kişinin gerçek kimliğinin tespit edilmesini talep etmişlerdir. Savcılığın soruşturma dosyasına da giren kayıtlara göre, Cabbar kod adıyla bilinen kişinin Kars Kağızman nüfusuna kayıtlı 01.12.1968 doğumlu İbrahim Yüce olma ihtimali bulunmaktadır.

25.03.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 2009/430 numarası üzerinden yürütülen soruşturmaya ilişkin tahkikat aşamasını ve değerlendirmelerini göndermiştir. Buna göre öncelikle CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numaralı soruşturma üzerinden yürüttüğü ve daha sonradan Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyasının 2009/430 numarasına kaydedildiği belirtilmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı değerlendirmesinde, Abdullah Düşkün’ün öldürülmesi iddiası ile ilgili elde edilen bilgiler ve değerlendirmeler paylaşılmıştır.

18.05.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı ayırma kararı vermiştir. Buna göre CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numarası üzerinden yürütülen soruşturmanın Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 numarası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

06.02.2013 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturmasını tamamlayarak, fezlekeyle TMK m. 10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. TMK m. 10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında dosya 2013/466 soruşturma numarasına kaydedilmiştir.

20.03.2014 tarihinde, TMK m. 10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 6526 sayılı yasanın 19. maddesi ile TMK m. 10 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevine son verilmesi sebebiyle, yetkisizlik kararı vererek 2013/466 numaralı soruşturma dosyasını Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/1859 sayılı soruşturma sırasına kaydedilmiştir.

18.10.2014 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 2014/1859-02 numaralı soruşturma dosyası kapsamında, Cizre Emniyet Müdürlüğüne yazdığı yazıda, aralarında Abdurrahman Yılmaz’ın da bulunduğu 21 maktulün öldürülmesi iddiasına ilişkin olarak; maktullerin ölümleri veya kaybolmaları iddiasına ilişkin olarak herhangi bir şüpheli tespit edilip edilmediği, tespit edilmişse bu şüpheli hakkında ne tür işlemler yapıldığının tespit edilmesi, kayıtların tetkiki ile maktullerin ölümleri veya kaybolmaları iddiasına ilişkin olarak Cizre Emniyet Müdürlüğüne herhangi bir şikayetin yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa bu konuda ne tür işlemler yapıldığının tespiti, bu işlemler sırasında gerekiyorsa, maktul yakınları ile görüşülmesi ve yardım alınması, olay yerinin Jandarma bölgesinde bulunması halinde, gönderilen müzekkerenin iade edilmemesi ve Jandarma görevlileri ile koordinatlı bir şekilde bu işlemlerin yapılması, soruşturmaya konu olaya ilişkin olarak Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında 11 klasör halinde evraklar mevcut olup gerekirse irtibata geçilerek belgelerin tahsis edilmesi taleplerinde bulunmuştur.

.....04.2015 tarihinde, Cizre Emniyet Müdürlüğü, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına, ilgili soruşturmaya ilişkin hazırladığı 30.03.2015 tarihli “Arşiv Araştırma Tutanağı”nı göndermiştir. Buna göre, soruşturma evrakına konu ölümlerin veya kaybolmaların akıbeti ile ilgili olarak Asayiş Büro Amirliği, Şehit Murat Akançay Polis Merkez Amirliği ve Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı ile soruşturma konusuyla ilgili olarak gerekli araştırmanın yapılması için yazışmalar yapılmış, Şehit Murat Akançay Polis Merkez Amirliği ve Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı ile yapılan yazışmalardan henüz yanıt gelmemiş, yanıt gelmesi halinde gönderileceği belirtilmiştir. Asayiş Büro Amirliğinin cevap yazısı ve TEM Büro Amirliği arşiv kayıtlarında yapılan araştırma neticesinde hazırlanan araştırma tutanağı gönderilmiştir. Araştırma tutanağında ise, Abdurrahman Yılmaz isimli şahıs hakkında arşiv kayıtlarında herhangi bir belge ve bilgiye rastlanmadığı ifade edilmiştir.

14.05.2015 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, ayrıca, 2014/1859 numaralı soruşturma dosyası kapsamında, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünden; Abdurrahman Yılmaz isimli maktulün 1994 yılında Cizre ilçesinde öldürülmesi olayı ile ilgili olarak bugüne kadar herhangi bir fail tespit edilip edilmediği ve konu ile ilgili olarak herhangi bir kamu davası açılıp açılmadığının tespitini talep etmiştir.

Abidin Pulat ve Sabri Pulat'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Burhan Tezcan
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Sabri Pulat ve Abidin Pulat’ın zorla kaybedilmesi üzerine aile Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına ve Şırnak İl Alay Jandarma Komutanlığı'na müracaat etti ancak bir sonuç alamadı.

2008 yılında gazeteci Faruk Arslan’ın kaleme aldığı ‘’Karakutu: Ergenekonun Karanlık İsmi Tuncay Güney’’ isimli kitap yayımlandı. Kitapta Tuncay Güney’in, 1990’lı yıllarda JİTEM tarafıdan öldürülen birçok kişinin bedeninin asitle yakılarak Silopi Botaş Askeri Tesislerine gömülmüş olduğu beyanı bulunmaktaydı.

Bu beyanlar üzerine Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi, 01.12.2008 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Başvuru sonucunda Silopi Cumhuriyet Başsavcılığınca 2008/3151 sayılı soruşturma başlatıldı. İddiaya konu eylemlerin soruşturulması yetki ve görevinin Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına ait olması sebebiyle soruşturmanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilecek talimatlar yoluyla Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesine karar verildi.

Soruşturma kapsamında kazılar yapılacağı haberlerinin çıkması üzerine 54 kişinin kaybedildiği veya öldürüldüğü iddiası ile 57 kişi tarafından başvuru yapıldı. Abidin Pulat’ın kardeşi Ebubekir Pulat ve amcasının oğlu Nevzat Pulat 27.01.2009 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına giderek müşteki sıfatıyla ifade verdiler. İfadelerinde, yapılacak olan kuyu ve mezar kazılarında yakınlarının bedenlerinin bulunabileceğini düşündüklerini belirttiler. Dosya, Av. Nuşirevan Elçi’nin başvurusuyla başlatılmış olan 2008/3151 sayılı soruşturmaya dahil edildi.

Soruşturmaya dayanak oluşturan iddialar doğrultusunda 2009 yılının Mart ayında Botaş Askeri Tesislerinde, Aslan tesislerinde (eski adıyla Sinan Lokantası) yapılan kazılarda kemik ve giysi parçalarına ulaşıldı. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda, çıkarılan tüm kemiklerin hayvan kemiği olduğu; kumaş parçalarının ise DNA incelemesine cevap vermediği belirtildi. Kemiklerin bulunduğu yerler arasında, 11.06.1994 tarihinde Mehmet Güngör’ün bedeninin, 12.06.1994 tarihinde ise kimliği tespit edilemeyen üç adet bedenin çıkarıldığı kuyu da bulunmaktadır.

Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından aldığı talimatlarla yürüttüğü araştırmaları sonucu hazırladığı fezlekeyi 23.06.2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Dosya 2009/2117 soruşturma sayısıyla yürütülmeye başlandı. 06.03.2014 tarihinde Resmi Gazete’de kabul edilerek yasalaşan 6526 Sayılı Kanun ile TMK 10. madde ile yetkili cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 20.03.2014 tarihinde 2014/10160 sayılı yetkisizlik kararı verdi. Dosya Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına yollandı ve 2014/939 soruşturma numarasıyla takip edilmeye başlandı. 09.04.2014 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından daimi arama kararı verildi. Soruşturma devam ediyor.

Adil Ölmez'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:2009-03-25
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No

2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi üzerine CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlatmıştır. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 soruşturma numaralı dosyası ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek, önemli kanıtlara ulaşılmış ve şüphelilerin bir kısmı tutuklanmıştır. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip yargılanabileceği umudu doğmuştur. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde pek çok aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların desteğiyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve sorumluların bulunması amacıyla uzun süredir hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yapmıştır.

24.03.2009 tarihinde müşteki/mağdur Mustafa Ölmez, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına kardeşi Adil Ölmez'in zorla kaybedilmesi olayı ile ilgili olarak şikâyet dilekçesi vermiştir. Mustafa Ölmez ifadesinde, 1991'de korucu olmayı kabul etmediği için Cizre’ye göç ettiklerini, kardeşi Adil Ölmez'in akli dengesinin yerinde olmadığını, “sinir hastalığı” nedeniyle ilaç kullandığını ve raporunun olduğunu, sinirleri bozulduğu zaman çarşıya çıkıp zafer işareti yaparak “Ben Kürdüm” diye bağırdığını, bu nedenle birkaç defa sivil polislerin kardeşini yakaladıklarını, iki üç gece gözaltında tutup sonra bıraktıklarını ifade etmiştir.

Ölmez, 1994 yılı sonbaharında/1995 yılı başlarında kardeşinin Cizre Çarşıda eski Halk Bankası'nın yanında sivil giyimli kişilerce zorla beyaz Toros marka bir arabanın içine konarak götürüldüğünü, bunu kendisinin görmediğini ancak JİTEM elemanlarının ve itirafçıların bunu yaptığını düşündüğünü, kardeşinin yaklaşık bir hafta sonra eve döndüğünü, yüzünün sol kısmında yanıklar, vücudunda morluklar ve sigara söndürme izleri olduğunu gördüklerini, bunları kimin yaptığını sorduklarında ise Adil Ölmez’in “Komutanlar” diye cevap verdiğini belirtmiştir. Mustafa Ölmez, ayrıca, kardeşinin psikolojisinin bu olaydan sonra iyice bozulması sebebiyle kendisini Diyarbakır’da hastaneye götürdüğünü, Adil Ölmez’in oradan Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk edildiğini, kardeşinin bir kere ziyarete gittiğini, ancak ikinci ziyaretinde hastane görevlilerinin kendisine kardeşinin iyileşip hastaneden ayrıldığını söylediğini, Adil Ölmez’in en son hastane görevlilerine Cizre’ye gideceğini söylediğini, Cizre’de de kendisini görenler olduğunu, ancak o tarihten itibaren bir daha kardeşinden haber alamadığını ifade etmiştir.

Ölmez kardeşini aramaya gittiğinde, birilerinin sürekli gece saatlerinde evlerini aradığını ve imam nikahlı eşi Kudret Adıyaman’a “Mustafa Ölmez nerede? Eve geldiği zaman Emniyete gelsin” dediklerini, ancak kendisinin korktuğu için Emniyete gitmediğini, İskenderun’a geçici olarak taşındığını, sonunda kendisi evde değilken sivil görevli polislerin eve gelip eşi Kudret Adıyaman’ın kimliğini aldıklarını ve kendisi Emniyete gittiğinde geri vereceklerini söylediğini, ancak kendisinin de kaybedileceği korkusuyla karakola gitmediğini, bu durumu o dönemde aile dostları olan korucu Süleyman Çağırga’ya anlattığını ve Çağırga’nın kimliği bir şekilde bulup getirdiğini belirtmiştir.

Bunun üzerine Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Adil Ölmez’in kaybedilmesi olayını 2009/430 numaralı soruşturma dosyası altında incelemeye başlamıştır.

25.03.2009 tarihinde Mustafa Ölmez, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında müşteki sıfatıyla ifadesini vermiştir.

30.03.2009 tarihinde CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 numaralı soruşturma kapsamında Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazıda Cizre’de 1990-2000 yılları arasında jandarma ve polis bölgelerinde meydana gelen faili meçhul cinayetler ve zorla kaybetmelerle ilgili ayrıntılı bir tablo hazırlanması, 1993-1994 yıllarına ait nezarethane kayıt defterlerinin ve aynı yıllara ait İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından İl Jandarma Komutanlığına gönderilen vukuat raporlarının temin edilmesi, tanık Mehmet Nuri Binzet ve gizli tanık Tükenmez Kalem’in beyanlarında yer alan olaylarla ilgili yürütülen soruşturma dosyalarından Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar kapsamında tanık beyanlarının yeniden alınması, fotoğraf teşhis ve fethi kabir işlemlerinin gerçekleştirilmesi, kimlik tespiti açısından gerekliyse biyolojik incelemelerin yapılması, mermi çekirdek ve kovanlarının gerekli kriminal incelemelerinin tamamlanması talep edilmiştir.

31.03.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında bu taleplerin yerine getirilmesini Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İlçe Jandarma Komutanlığından istemiştir.

24.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 30.03.2009 tarihli talebinin sonucu bildirilmiştir.

19.11.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı Hazırlık Bürosu, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazarak Adil Ölmez'in zorla kaybedilmesi olayı ile ilgili olarak gerekli tahkikatın yapılmasını istemiştir.

24.02.2010 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Büro Amirliğinde, müşteki Mustafa Ölmez'in olay gününe dair ifadesi alınmıştır.

25.02.2010 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Büro Amirliğinde, müşteki Mustafa Ölmez'in eşi Kudret Adıyaman'ın olay gününe dair ifadesi alınmıştır. İfadesinde özetle, Adil Ölmez’in kendisinin imam nikahlı eşi olan Mustafa Ölmez’in kardeşi olduğunu, Adil Ölmez’in genellikle kendileri ile birlikte kaldığını, akli dengesinin yerinde olmadığını, psikolojik rahatsızlığından dolayı tedavi görüp ilaç kullandığını, hatırlamadığı bir tarihte 3-4 gün boyunca ortadan kaybolduğunu, eve geri döndüğü zaman yüzünün sağ kısmında yanıklar olduğunu, vücudunun çeşitli yerlerinde morlukların mevcut olduğunu, ağabeyi “Sana bunları kim yaptı?” diye sorduğunda, “Komutanlar” diye cevap verdiğini, sonra ortadan kaybolduğunu ve bir daha kendisinden haber alınmadığını beyan etmiştir.

25.02.2010 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Büro Amirliğinde, müşteki Mustafa Ölmez'in şikayet dilekçesinde ismi geçen tanık, dönemin korucu başı Mehmet Çağırga'nın olay gününe dair ifadesi alınmıştır. İfadesinde, Mustafa Ölmez isimli şahsı tanımadığını, aile dostu olmadığını, Mustafa Ölmez’in ifadesinde geçen hususlarla ilgili olarak hiçbir bilgisinin ve görgüsünün olmadığını, kendisi ve babası hakkındaki iddiaların asılsız olduğunu belirtmiştir.

25.02.2010 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Büro Amirliğinde, müşteki Mustafa Ölmez'in şikâyet dilekçesinde ismi geçen tanık, dönemin korucu başı Mehmet Çağırga'nın oğlu Süleyman Çağırga'nın olay gününe dair ifadesi alınmıştır. İfadesinde, Mustafa Ölmez isimli şahsı tanımadığını, aile dostu olmadığını, Mustafa Ölmez’in ifadesinde geçen hususlarla ilgili olarak hiçbir bilgisinin ve görgüsünün olmadığını, kendisi ve babası hakkındaki iddiaların asılsız olduğunu belirtmiştir.

25.03.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 2009/430 numarası üzerinden yürütülen soruşturmaya ilişkin tahkikat aşamasını ve değerlendirmelerini göndermiştir. Buna göre öncelikle CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numaralı soruşturma üzerinden yürüttüğü ve daha sonradan Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyasının 2009/430 numarasına kaydedildiği belirtilmiştir. Adil Ölmez’in öldürülmesi iddiası ile ilgili elde edilen bilgiler ve değerlendirmeler paylaşılmıştır.

25.03.2010 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Büro Amirliği, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı Hazırlık Bürosuna yazdığı yazı ile Mustafa Ölmez’in 25.03.2009 tarihli ifadesinde adı geçen Kudret Adıyaman, Süleyman Çağırga ve Mehmet Çağırga’nın 25.02.2010 tarihinde Cizre Terörle Mücadele Büro Amirliğinde ifadelerinin alındığını belirtmiş ve bilgi alma tutanaklarını Savcılığa göndermiştir.

18.05.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı ayırma kararı vermiştir. Buna göre CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numarası üzerinden yürütülen soruşturmanın Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 numarası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

06.02.2013 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturmasını tamamlayarak, fezlekeyle TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında dosya 2013/466 soruşturma numarasına kaydedilmiştir.

20.03.2014 tarihinde, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 6526 sayılı yasanın 19. maddesi ile TMK m.10 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevine son verilmesi sebebiyle, yetkisizlik kararı vererek 2013/466 numaralı soruşturma dosyasını Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/1859 sayılı soruşturma sırasına kaydedilmiştir.

14.05.2015 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 2014/1859 numaralı soruşturma dosyası kapsamında, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünden; Adil Ölmez’in 1995 yılında Cizre ilçesinde öldürülmesi olayıyla ilgili olarak bugüne kadar herhangi bir failin tespit edilip edilmediği ve konu ile ilgili olarak herhangi bir kamu davası açılıp açılmadığının tespitini talep etmiştir.

04.06.2015 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Büro Amirliğinde Mustafa Ölmez tekrar ifade vermiş, önceki ifadelerini tekrar etmiştir.

08.06.2015 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 14.05.2015 tarihli talebine cevaben, 2014/1959 sayılı soruşturma dosyası kapsamında, bir araştırma tutanağı hazırlamıştır. Araştırma tutanağında, Adil Ölmez hakkında yapılan arşiv kontrollerinde elde edilen sonuçlar belirtilmiştir.

Agit Akipa ve İbrahim Demir'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:2012-01-01
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Dava devam ediyor
13.12.1991 tarihinde Agit Akipa ve İbrahim Demir’in cenazelerinin bulunması üzerine İdil Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1991/275 hazırlık numarasıyla soruşturma başlatıldı. Aynı tarihte olay yeri tespit tutanağı düzenlendi. Cenazeler köylüler tarafından İdil’e götürüldüğü için otopsi tutanağı 14.12.1991 tarihinde düzenlendi.

İdil Cumhuriyet Başsavcılığı Dargeçit ilçesi Anıtlı Tabur Komutanlığına bağlı Ağaçlı mezrasında bulunan Piyade Bölük Komutanı Üsteğmen ve ilgili er ve erbaşların “adam öldürme” suçundan şüpheli olduğuna kanaat getirdi. Ancak 18.12.1991 tarihinde 1991/106 sayılı görevsizlik kararı vererek Memurin Muhakematı Kanunu uyarınca soruşturma izni alınmak üzere dosyayı Dargeçit Kaymakamlığı İlçe İdare Kuruluna gönderdi. Dargeçit Kaymakamlığı İlçe İdare Kurulu 20.05.1992 tarihinde “men’i muhakeme” kararı verdi ve dosyayı Mardin Valiliği İdare Kuruluna gönderdi. Kurul 28.05.1992 tarihinde kararı usulden bozarak geri gönderdi.

Aileler 5233 sayılı Kanun uyarınca tazminat almak için başvuruda bulundu. Bu süreçte Mardin İdare Mahkemesi tarafından Dargeçit Kaymakamlığına dosyanın akıbeti soruldu. Kaymakamlık 30.03.2009 tarihinde dosyayı arşivlerinde bulamadığını bildirdi. Bunun üzerine Fatma Akipa, Fikret Akipa, Sultani Demir ve Metin Demir vekilleri Av. Tahir Elçi aracılığıyla İdil Cumhuriyet Başsavcılığına hem zorla kaybedilme olayıyla ilgili hem de görevi kötüye kullanmaktan dolayı şikayette bulundu.

Şikayet üzerine 2011/646 numaralı soruşturmasını başlatan İdil Cumhuriyet Başsavcılığı dosyanın akıbetini öğrenmek için Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına, Dargeçit İlçe Jandarma Komutanlığına, Dargeçit Kaymakamlığına, Diyarbakır (CMK m.250 ile görevli) Cumhuriyet Başsavcılığına, Midyat Cumhuriyet Başsavcılığına, Mardin Valiliğine, Genel Kurmay Başkanlığına başvurdu. Ancak söz konusu kurumların hepsi cevaben herhangi bir bilgi veya belgeye rastlamadıklarını bildirdi. Mardin Valiliği ise dosyanın usulden bozularak Dargeçit Kaymakamlığına geri gönderilmiş olduğunu belirtti.

13.02.2012 tarihinde İdil Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2011/646 numaralı soruşturma kapsamında Hamit Demir’in, Resul Demir’in tanık sıfatıyla ifadesine başvuruldu. Savcılık 14.02.2012 tarihinde tercüman aracılığıyla müşteki sıfatıyla Fatma Akipa’nın ve Sultani Demir’in ifadesini aldı.

İdil Cumhuriyet Başsavcılığı 21.02.2012 tarihinde ayırma kararı vererek Dargeçit Kaymakamlığının görevi kötüye kullandığı iddialarıyla ilgili soruşturmaya 2011/646 numaralı dosya üzerinden, Agit Akipa ve İbrahim Demir’in kaybedilmesi olayının soruşturulmasına ise 2012/160 numaralı dosya üzerinden devam edilmesine karar verdi. Savcılık aynı tarihte Dargeçit Kaymakamlığının görevi kötüye kullandığı iddialarıyla ilgili yetkisizlik kararı vererek dosyayı Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. 2012/160 numaralı soruşturma kapsamında Mehmet Emin Doğan tanık sıfatıyla dinlendi. Soruşturma hala devam ediyor.

09.07.2012 tarihinde konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruldu. 56291/12 numaralı başvuru numarası üzerinden inceleme yapan Mahkeme henüz bir karar vermedi.

Ahmet Berek'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:İbrahim Işıktaş
Soruşturma / Dava tarihi:2009-03-23
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No

1993 yılında, evli ve sekiz çocuklu Ahmet Berek, alışveriş yapmak üzere Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Damlarca köyünden ayrılıp Cizre'ye giderken Dörtyol civarında özel harekât timleri tarafından gözaltına alınmıştır. Ahmet Berek'in özel timler tarafından gözaltına alındığına bazı akrabaları şahit olmuş ve ailesine haber vermiştir. Oğlu Mehmet Nuri Berek’in ifadesine göre, Ahmet Berek’in eşi ve annesi Kasrik’teki korucuların yanına giderek oğullarını bulmak konusunda yardım istemişler; korucular da onlara oğullarının serbest bırakılacağını söyleyerek oyalamıştır.

21 gün sonra, Ahmet Berek’in kayınbiraderi Osman Kurt, Cizre'de Kerem Otelinin arkasında bir cenaze bulunduğunu duymuş ve olay yerine giderek Ahmet Berek’i teşhis etmiştir. Ahmet Berek, ailesi göremeden Cizre Belediye Mezarlığına gömülmüştür.

Ahmet Berek’in bedeninde otopsi işlemi yapılıp yapılmadığı, o dönemde herhangi bir soruşturma açılıp açılmadığı bilinmemekle birlikte, Ahmet Berek'in ölüm tarihi nüfus kayıtlarında 1 Mart 2005 olarak görünmektedir.

Ahmet Berek’in bedeninin bulunmasından yaklaşık bir hafta sonra Ahmet Berek’in kardeşi Sabri Malkoç’a Savcılıktan Ahmet Berek'in serbest bırakıldığına dair bir yazı gelmiştir. Berek ailesi korktukları için o dönemde herhangi bir makama başvurmamışlardır.

2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi üzerine CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlatmıştır. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 soruşturma numaralı dosyası ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek, önemli kanıtlara ulaşılmış ve şüphelilerin bir kısmı tutuklanmıştır. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip yargılanabileceği umudu doğmuştur. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde pek çok aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların desteğiyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve sorumluların bulunması amacıyla uzun süredir hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yapmıştır.

23.03.2009 tarihinde, Ahmet Berek'in oğlu Mehmet Nuri Berek Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet dilekçesi vermiştir.* Dilekçesinde babası Ahmet Berek’in gözaltına alındıktan sonra öldürülmesiyle ilgili o dönemde Kasrik'te koruculuk yapan ve gözaltında olduğu süre boyunca ailesine Ahmet Berek'in bırakılacağını söyleyen Mustafa Şanlı ve Faysal Şanlı adlı korucuların ifadesinin alınmasını istemiştir. Aynı gün Mehmet Nuri Berek müşteki sıfatıyla ifadesini vermiştir.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı Ahmet Berek’in zorla kaybedilmesi olayını 2009/430 dosya numarasıyla araştırmaya başlamıştır.

30.03.2009 tarihinde CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 numaralı soruşturma kapsamında Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazıda Cizre’de 1990-2000 yılları arasında jandarma ve polis bölgelerinde meydana gelen faili meçhul cinayetler ve zorla kaybetmelerle ilgili ayrıntılı bir tablo hazırlanması, 1993-1994 yıllarına ait nezarethane kayıt defterlerinin ve aynı yıllara ait İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından İl Jandarma Komutanlığına gönderilen vukuat raporlarının temin edilmesi, tanık Mehmet Nuri Binzet ve gizli tanık Tükenmez Kalem’in beyanlarında yer alan olaylarla ilgili yürütülen soruşturma dosyalarından Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar kapsamında tanık beyanlarının yeniden alınması, fotoğraf teşhis ve fethi kabir işlemlerinin gerçekleştirilmesi, kimlik tespiti açısından gerekliyse biyolojik incelemelerin yapılması, mermi çekirdek ve kovanlarının gerekli kriminal incelemelerinin tamamlanması talep edilmiştir.

31.03.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında bu taleplerin yerine getirilmesini Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İlçe Jandarma Komutanlığından istemiştir.

24.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 30.03.2009 tarihli talebinin sonucu bildirilmiştir.

18.05.2009 tarihinde Av. Rüya Elçi, Av. Nimet Kuzu, Av. Rıdvan Dalmış, Av. Cihan Vesek tarafından Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 numaralı soruşturma dosyasına sunulan dilekçede tahkikatı devam eden iddiaların vahameti, yaygınlığı, aynı şüpheli isimlerinin farklı olaylarda geçmesi, olayların meydana gelişindeki benzerlikler, yaşananların toplumda yarattığı infial, zorla kaybedilen kişilerin çoğunun cenazesinin bulunamamış olması ve müştekilerin yaşadığı acılar göz önünde bulundurularak soruşturmanın ivedilikle tamamlanması ve hakikatin ortaya çıkartılması talep edilmiştir.

25.03.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 2009/430 numarası üzerinden yürütülen soruşturmaya ilişkin tahkikat aşamasını ve değerlendirmelerini göndermiştir. Buna göre öncelikle CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numaralı soruşturma üzerinden yürüttüğü ve daha sonradan Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyasının 2009/430 numarasına kaydedildiği belirtilmiştir. Ahmet Berek’in öldürülmesi iddiası ile ilgili elde edilen bilgiler ve değerlendirmeler paylaşılmıştır.

19.11.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının Talimat Bürosu tarafından Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmış ve Ahmet Berek'in zorla kaybedilmesi olayı ile ilgili olarak tanık Mustafa Şanlı ile Faysal Şanlı'nın adres ve kimlik bilgilerinin tespiti ve tanık sıfatıyla ifadelerinin alınması için gerekli tahkikatın yapılması istenmiştir.

08.12.2011 tarihinde müzekkereye cevap verilmediğinden Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına tekit yazısı göndermiştir.

30.04.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünden tanık Mustafa Şanlı ile Faysal Şanlı'nın adres ve kimlik bilgilerinin tespitinin yapılmasını talep etmiştir.

18.05.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı ayırma kararı vermiştir. Buna göre CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numarası üzerinden yürütülen soruşturmanın Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 numarası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

06.02.2013 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturmasını tamamlayarak, fezlekeyle TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında dosya 2013/466 soruşturma numarasına kaydedilmiştir.

20.03.2014 tarihinde, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 6526 sayılı yasanın 19. maddesi ile TMK m.10 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevine son verilmesi sebebiyle, yetkisizlik kararı vererek 2013/466 numaralı soruşturma dosyasını Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/1859 sayılı soruşturma sırasına kaydedilmiştir.

18.10.2014 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 2014/1859-02 numaralı soruşturma dosyası kapsamında, Cizre Emniyet Müdürlüğüne yazdığı yazıda, aralarında Ahmet Berek’in de bulunduğu 21 maktulün öldürülmesi iddiasına ilişkin olarak; maktullerin ölümleri veya kaybolmaları iddiasına ilişkin olarak herhangi bir şüpheli tespit edilip edilmediği, tespit edilmişse bu şüpheli hakkında ne tür işlemler yapıldığının tespit edilmesi, kayıtların tetkiki ile maktullerin ölümleri veya kaybolmaları iddiasına ilişkin olarak Cizre Emniyet Müdürlüğüne herhangi bir şikayetin yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa bu konuda ne tür işlemler yapıldığının tespiti, bu işlemler sırasında gerekiyorsa, maktul yakınları ile görüşülmesi ve yardım alınması, olay yerinin Jandarma bölgesinde bulunması halinde, gönderilen müzekkerenin iade edilmemesi ve Jandarma görevlileri ile koordinatlı bir şekilde bu işlemlerin yapılması, soruşturmaya konu olaya ilişkin olarak Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında 11 klasör halinde evraklar mevcut olup gerekirse irtibata geçilerek belgelerin tahsis edilmesi taleplerinde bulunmuştur.

.....04.2015 tarihinde, Cizre Emniyet Müdürlüğü, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına, ilgili soruşturmaya ilişkin hazırladığı 30.03.2015 tarihli “Arşiv Araştırma Tutanağı”nı göndermiştir. Buna göre, soruşturma evrakına konu ölümlerin veya kaybolmaların akıbeti ile ilgili olarak Asayiş Büro Amirliği, Şehit Murat Akançay Polis Merkez Amirliği ve Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı ile soruşturma konusuyla ilgili olarak gerekli araştırmanın yapılması için yazışmalar yapılmış, Şehit Murat Akançay Polis Merkez Amirliği ve Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı ile yapılan yazışmalardan henüz yanıt gelmemiş, yanıt gelmesi halinde gönderileceği belirtilmiştir. Asayiş Büro Amirliğinin cevap yazısı ve TEM Büro Amirliği arşiv kayıtlarında yapılan araştırma neticesinde hazırlanan araştırma tutanağı gönderilmiştir. Araştırma Tutanağında ise Ahmet Berek hakkında arşiv kayıtlarında herhangi bir belge ve bilgiye rastlanmadığı belirtilmiştir.

14.05.2015 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 2014/1859 numaralı soruşturma dosyası kapsamında, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünden; Ahmet Berek’in 1993 yılında Cizre ilçesinde öldürülmesi olayıyla ilgili olarak bugüne kadar herhangi bir failin tespit edilip edilmediği ve konu ile ilgili olarak herhangi bir kamu davası açılıp açılmadığının tespitini talep etmiştir.

04.06.2015 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünden gelen yazıda, bahse konu olayı gerçekleştiren kişilerin yapılan çalışmalar neticesinde kimliklerinin tespiti ile yakalanmalarının mümkün olmadığı, kimlik tespiti ve yakalama çalışmalarının devam ettiği belirtilmiştir.

08.06.2015 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 14.05.2015 tarihli talebine cevaben, 2014/1859 sayılı soruşturma dosyası kapsamında, bir araştırma tutanağı hazırlamıştır. Araştırma tutanağında, Ahmet Berek hakkında yapılan arşiv kontrollerinde elde edilen sonuçlar belirtilmiştir.

Ahmet Bulmuş'un Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Adem Akıncı
Soruşturma / Dava tarihi:2009-03-24
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No

1992 yılında Ahmet Bulmuş ve ailesinin yaşadığı Şırnak’a bağlı Hewler köyü yakılmış ve aile olarak Cizre’ye göç etmek zorunda kalmışlardır. Ahmet Bulmuş o dönemde Cizre’de odunculuk yapmaktadır.

1994 yılının Nisan ayında İlçe Hükümet Konağına bir saldırı olmuş, neticesinde birkaç güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiştir. Vedat Bulmuş’un ifadesine göre, Bulmuş ailesinin evi çatışma noktasına çok yakın olup bu nedenle kendilerinden şüphelenilmiştir.

Aynı gün Ahmet Bulmuş arkadaşı Beşir Gök ile birlikte bozulan radyosunu tamir ettirmek üzere Mardin Caddesindeki bir dükkâna gitmiştir. Dükkâna gelen beyaz Toros marka bir araçtan inen eli telsizli ve silahlı üç kişi kimlik kontrolü yaptıktan sonra Ahmet Bulmuş’a “Sen bizimle geleceksin,” diyerek arabaya bindirip götürmüşlerdir. Olaya Ahmet Bulmuş’un arkadaşı Beşir Gök ve dükkândaki tamirci Bahaddin Esmeray şahit olmuştur. Ancak Vedat Bulmuş’un ifadesine göre, Beşir Gök korktuğu için mahkemede tanıklık yapmak istememiştir.

Ahmet Bulmuş götürüldükten birkaç gün sonra Cemal Temizöz, Ahmet Bulmuş’un evine giderek arama yapmış, eşi Fatım Bulmuş'a “Eşini götürdük, misafirimiz oldu, üç dört güne bırakacağız, sen bize evde ne sakladığını göster,” demiştir. Temizöz, Fatım Bulmuş’a eve kimlerin gelip gittiğini sormuş, Fatım Bulmuş hiçbir şey saklamadıklarını, eve kimsenin gelmediğini söyleyince de yalan söylediği gerekçesiyle tokat atmıştır. Jandarma ve polisler tarafından eve birkaç kere daha baskın düzenlenerek arama yapılmış; bir gündüz vakti evin avlusuna el bombası atılarak ev tahrip edilmiştir. Bunun üzerine ev sahibi Bulmuş ailesini evden çıkartmıştır.

Ahmet Bulmuş gözaltına alındıktan üç gün sonra Fatım Bulmuş eşinin akıbetini öğrenmek üzere dilekçe vermiş fakat bir cevap alamamıştır.

1996 yılında Silopi’de Sinan Lokantası isimli işyerinin bahçesindeki kuyuda 6-7 kişinin bedenine ulaşılmıştır. Fatım Bulmuş olay yerine gitmiş, çuvalın içinde kafası kesilmiş bir bedenin üzerindeki sağlam kalan kıyafetlerden eşini teşhis etmiş; ancak korktuğu için yetkililere bildirememiş ve şikâyette bulunamamıştır. Silopi Belediyesi bulunan bedenleri toplu olarak Silopi Kimsesizler Mezarlığına gömmüştür. Vedat Bulmuş ifadesinde, mezarın yerini tam olarak bilmediklerini ama köylülerin ve o dönemde Belediye Başkanı olan ve bulunan bedenleri defneden Neşet Ökten’in babasının gömüldüğü yeri tespit edebileceğini söylemiştir.

2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi üzerine CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlatmıştır. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 soruşturma numaralı dosyası ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek, önemli kanıtlara ulaşılmış ve şüphelilerin bir kısmı tutuklanmıştır. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip yargılanabileceği umudu doğmuştur. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde pek çok aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların desteğiyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve sorumluların bulunması amacıyla uzun süredir hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yapmıştır.

24.03.2009 tarihinde, bu gelişmeler üzerine Ahmet Bulmuş'un oğlu Vedat Bulmuş, Silopi ilçesi, Botaş kuyularında yapılan kazılarda bir kafatası bulunması üzerine Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına başvuru yapmış, şikâyet dilekçesinde bulunan kafatasının babasına ait olduğunu düşündüğünü belirtmiştir.

24.03.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 2009/430 numarası ile yürüttüğü soruşturmada müşteki sıfatıyla Vedat Bulmuş’un ifadesini almıştır. Vedat Bulmuş ifadesinde Cemal Temizöz’ün babasının kaybından sorumlu olduğunu belirterek şahit olduğu olayları anlatmış, babasının kaybedilmesine tanıklık eden görgü tanığının (Beşir Gök) ismini vermiştir.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Terörle Mücadele Büro Amirliğinden Ahmet Bulmuş’un kaybedilmesi konusunun araştırılmasını talep etmiştir. Terörle Mücadele Büro Amirliği Ahmet Bulmuş hakkında arşiv kayıtlarının tetkik edildiğini ancak şahıs hakkında herhangi bir bilgi ve belgenin bulunamadığını belirtmiştir.

30.03.2009 tarihinde CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 numaralı soruşturma kapsamında Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazıda Cizre’de 1990-2000 yılları arasında jandarma ve polis bölgelerinde meydana gelen faili meçhul cinayetler ve zorla kaybetmelerle ilgili ayrıntılı bir tablo hazırlanması, 1993-1994 yıllarına ait nezarethane kayıt defterlerinin ve aynı yıllara ait İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından İl Jandarma Komutanlığına gönderilen vukuat raporlarının temin edilmesi, tanık Mehmet Nuri Binzet ve gizli tanık Tükenmez Kalem’in beyanlarında yer alan olaylarla ilgili yürütülen soruşturma dosyalarından Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar kapsamında tanık beyanlarının yeniden alınması, fotoğraf teşhis ve fethi kabir işlemlerinin gerçekleştirilmesi, kimlik tespiti açısından gerekliyse biyolojik incelemelerin yapılması, mermi çekirdek ve kovanlarının gerekli kriminal incelemelerinin tamamlanması talep edilmiştir.

31.03.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında bu taleplerin yerine getirilmesini Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İlçe Jandarma Komutanlığından istemiştir.

24.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 30.03.2009 tarihli talebinin sonucu bildirilmiştir.

18.05.2009 tarihinde Av. Rüya Elçi, Av. Nimet Kuzu, Av. Rıdvan Dalmış, Av. Cihan Vesek tarafından Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 numaralı soruşturma dosyasına sunulan dilekçede tahkikatı devam eden iddiaların vahameti, yaygınlığı, aynı şüpheli isimlerinin farklı olaylarda geçmesi, olayların meydana gelişindeki benzerlikler, yaşananların toplumda yarattığı infial, zorla kaybedilen kişilerin çoğunun cenazesinin bulunamamış olması ve müştekilerin yaşadığı acılar göz önünde bulundurularak soruşturmanın ivedilikle tamamlanması ve hakikatin ortaya çıkartılması talep edilmiştir.

19.11.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünden Ahmet Bulmuş’un kaybedilmesine ilişkin gerekli araştırmaların yapılmasını, Ahmet Bulmuş’un ne şekilde kaybolduğunun, daha sonra herhangi bir haber alınıp alınmadığının, hala kayıp olup olmadığının, Ahmet Bulmuş’u tanıyanların beyanlarına başvurarak belirlenmesini ve sonucun bildirilmesini talep etmiştir.

11.12.2009 tarihinde, Cizre Terörle Mücadele Büro Amirliğinde iki görgü tanığının ifadesini almıştır.

Beşir Gök verdiği ifadesinde, Ahmet Bulmuş’u tanıdığını ancak fazla samimiyeti olmadığını, olay gününde Ahmet Bulmuş ile çarşıda karşılaştığını, Ahmet Bulmuş’un elinde bozuk bir radyo olduğunu, beraberce Mardin caddesi üzerinde bulunan Bahaddin Esmeray’ın işlettiği radyo ve televizyon tamircisine gittiklerini, dükkânın önünde bulundukları esnada Toros marka bir aracın yanlarına geldiğini, aracın içinden inen ve elinde silah ve telsiz olan şahsın kendilerinden kimliklerini göstermelerini istediğini, şahsın kontrolleri yaptıktan sonra kendi kimliğini iade ettiğini ancak Ahmet Bulmuş’u hiçbir şey söylemeden araca bindirerek Dörtyol istikametine doğru gittiklerini, bu tarihten sonra Ahmet Bulmuş’u bir daha hiç görmediğini, olaya Bahaddin Esmeray’ın da tanık olduğunu ifade etmiştir.

Bahaddin Esmeray verdiği ifadesinde, Beşir Gök’ü tanıdığını ancak Ahmet Bulmuş’u tanımadığını, olayın gerçekleştiği tarihte iş yerinde çalıştığı sırada Beşir Gök’ü dükkanına 4-5 metre mesafede gördüğünü, yanında beyaz renkli Toros marka bir aracın bulunduğunu, kısa süre sonra Beşir Gök’ün yanına geldiğini ve yanında bulunan misafirinin (Ahmet Bulmuş) polis tarafından götürüldüğünü söylediğini belirtmiştir.

25.03.2010 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına Beşir Gök ve Bahaddin Esmeray’ın ifadelerini göndermiş ve nezarethane kayıt defterleri ile arşiv kayıtlarında Ahmet Bulmuş’a ait herhangi bir bilgi, belge ve kaydın bulunmadığını belirtmiştir.

25.03.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 2009/430 numarası üzerinden yürütülen soruşturmaya ilişkin tahkikat aşamasını ve değerlendirmelerini göndermiştir. Buna göre öncelikle CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numaralı soruşturma üzerinden yürüttüğü ve daha sonradan Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyasının 2009/430 numarasına kaydedildiği belirtilmiştir. Ahmet Bulmuş’un öldürülmesi iddiası ile ilgili elde edilen bilgiler ve değerlendirmeler paylaşılmıştır.

18.05.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı ayırma kararı vermiştir. Buna göre CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numarası üzerinden yürütülen soruşturmanın Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 numarası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

06.02.2013 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturmasını tamamlayarak, fezlekeyle TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında dosya 2013/466 soruşturma numarasına kaydedilmiştir.

20.03.2014 tarihinde, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 6526 sayılı yasanın 19. maddesi ile TMK m.10 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevine son verilmesi sebebiyle, yetkisizlik kararı vererek 2013/466 numaralı soruşturma dosyasını Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/1859 sayılı soruşturma sırasına kaydedilmiştir. 14.05.2015 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı ayrıca, 2014/1859 numaralı soruşturma dosyası kapsamında, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünden, Ahmet Bulmuş’un 1994 yılında Cizre ilçesinde öldürülmesi olayıyla ilgili olarak bugüne kadar herhangi bir fail tespit edilip edilmediği ve konu ile ilgili olarak herhangi bir kamu davası açılıp açılmadığının tespitini talep etmiştir.

Aktif Filtreler

Ara

Hukuki süreçte son durum

Anayasa Mahkemesi Başvurusu

AİHM Başvurusu

AİHM Kararı

Hukuki süreçte son durum

AİHM Kararı

© Zorla Kaybedilenler Veritabanı 2018. All Rights Reserved.
Website design by Eugene, Development supported by HURIDOCS